Tarihte Osmanlı padişahları genellikle yaptıkları savaşlar, saray hayatları ve izledikleri politikalarla anılır. Tarihe ilgisi olmayanlar, onlarla ilgili küçük hikâyelerden genelde bihaberdirler. Oysa bu hikâyelerde onların oldukça farklı yanlarını keşfetme şansı bulmaktayız. Bu özel padişahlardan biri de, tarihte daha çok Hürrem’in aşkı ile anılan “Muhteşem Süleyman”.
Tüm dünyaya hükmederek, her yerde adını “Cihan Padişahı Muhteşem Süleyman” olarak duyuran, lakin bizde Kanuni Sultan Süleyman olarak bilinen bu mükemmel padişaha bu isimlerin verilmesi boşa değildir. Kanuni Sultan Süleyman kanunlara oldukça önem verip, kanunsuz, usulsüz hiçbir iş yapmayan bir padişahtır. Yapacağı her işi dönemin şeyhülislamı Ebussuud Efendi’ye danışan ve onun yazılı onayını almadan kararları uygulamayan Kanuni’nin bu sebeple Ebussuud Efendi’yle arasında geçen oldukça fazla anekdot bulunmaktadır. Ben de bugün burada bu küçük anekdotlara yer vermek istedim. İşte bunlardan bazıları: 
Kanuni Sultan Süleyman, devlet işlerinden artan vakitlerde fırsat buldukça dinlenmek için arka bahçeye çıkar, ağaçlarla, çiçeklerle ilgilenirdi. Yine böyle bir günde ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı, neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi, ağaçları ilaçlatmayı düşündü. Fakat biraz düşününce bu fikrinden vazgeçti. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanuni, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebi bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.
Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.
Kanuni bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst kısmında Kanuni’nin hocasına yazdığı soru vardı. Kanuni şöyle diyordu hocasına:
Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca?
Hocası Ebussuud soruyu şöyle cevaplıyordu:
Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.
Görüldüğü gibi Kanuni, böyle ince düşünen aynı zamanda o muhteşem şairliğini de ortaya koyarak nükteler yapan bir padişahtı. 
İşte ikinci hikâyemiz:
Kanuni Sultan Süleyman Hanın, vefat ettiğinde yerine getirilmesini istediği bir vasiyeti vardı. Bu vasiyet, şahsına ait özel küçük bir sandığın kendisi defnedilirken mezarda yanına konmasıydı.
Hayatı seferlerde geçen Sultan Süleyman yine bir seferde iken vefat etti. Cenazesi İstanbul'a getirilince derhal defin işlemlerine başlandı. Bu vasiyeti üzerine sandık meydana çıkarıldı ve hazır tutuldu.
Büyük hükümdarın cenaze töreninde şüphesiz bütün devlet erkânı hazır idi. Şeyhülislam Ebussuud efendiye, Sultan Süleyman’ın böyle bir vasiyeti bulunduğu söylendi. Ebussuud efendi "Zinhar böyle bir vasiyeti yerine getirmeyesiz, dini mübine yani İslam'a uymaz” dedi.
Nihayet vasiyetin yerine getirilmemesi kararlaştırıldı. Küçük sandık mezara konulmadı ama içinde ne vardı, dünyanın en büyük hükümdarının mezarına konmasını istediği şey neydi? Herkesi bunun merakı sarmıştı. Bu vasiyet yerine getirilmediğine göre sandık açılmalıydı. Nitekim öyle yapıldı. Sandığın içi, Kanuni'nin yapacağı işlerin, vereceği kararların dine uygun olup olmadığı hakkında Şeyhülislamdan aldığı fetvalarla dolu idi. Bunun üzerine Ebussuud efendi, "Hey büyük sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz nasıl bunun altından kalkacağız bakalım" diye ağladı.
Adı gibi “muhteşem” bir dersle bu hayata veda eden padişahımızı saygıyla anıyoruz…