Caka (çaka); parlak, ışık, kıvılcım, parıltı, ihtişam, süs, savaş baltası, gösteriş, hava... Cak cak konuşandır, çokbilmiştir, hava atandır, caka satan... ‘Çaka’, özel isim, Çaka Bey’den gelen sözcük... 11. yüzyılda İzmir çevresinde ilk Türk donanmasını kuran Türk beyi olan Çaka Bey, Anadolu’da denizcilik tarihinin öncülerinden... Her insanın içinde görünmeyen bir yan var... Bu; bazen bir başarıyla, bazen bir kıyafetle, bazen de yalnızca bir bakışla kendini gösterir... Caka satmak; bu hâli dillendiren bir deyim... Caka satmak; görünürde bir hava atma durumu; lâkin iç dünyamızda çok daha karmaşık ahvâlin yansıması... Caka satmak, gösterişin beden dilindeki sessiz çığırtkanlığı...
Caka satmak, en sade tarz, en çok şey anlatan deyim... Bu; insanın, değer görmek istediğinde, görülmediğinde, o değeri kendisinin ilân etmesi... Giydiğiyle, konuştuğuyla, gösterdiğiyle ‘ben varım’ demesi... İnsan, ne kadar çok caka satarsa, o kadar az hisseder içindeki eksikliği... Bu yüzden caka satmak, özgüvenden değil, özgüvensizlikten doğar... Caka satan, beğenilmek ister; görünmez olmaktan korkar... Bu, egonun tavan yapması illeti... Caka satmak, bir varlık yanılsaması, çalım atmak, birilerine hava atmak veya büyüklük taslamak... Kişi, sahip olduklarını göstererek var olduğunu duyurmaya çalışır... Hâlbuki gerçek varlık, gösterişte değil, sükûnette... “Kıymet, elbisedeki ipekte değil, yürekteki zarafettedir. - Toprak ol ki, çiçekler sende bitsin. Su ol ki, hayat senden gelsin. Gösterişin ateşine girersen, hem kendini hem çevreni yakarsın.” (Mevlânâ Celaleddin Rumi)...
Dışa dönük olan içi boş bir aynadır, caka… Parlatıldıkça içindeki karanlığı gizleyen bir ayna... İnsanın değeri, sessizliğinde ve samimiyetinde aslında... Zarafet, fark edilmek için çabalamaz; zaten fark edilir... Gösteriş mi, zarafet mi? Cakanın ipliğini pazara çıkaran panzehirdir, tevazu... İnsan, ne kadar caka satarsa, o kadar kendi özünden uzaklaşır... Sade bir tebessüm, bin gösterişten daha kıymetli... İnsanın iç dünyası, iki aynadan yansır; biri dışa bakar, diğeri içe... Dışa bakan ayna, başkalarının beğenilerini önemser; içe bakan ayna ise vicdanın ve hakkaniyetin sessizliğini dikkate alır... Caka satan, başkalarına göre hareket eden insan... Caka satan insan, kendini sürekli göstermeye çalıştıkça, görülmediği anlarda varlığını yitirir... Caka satan, algı körlüğü sendromu yaşayan, var olmanın yerine sahip olmayı, iç değer yerine dış süsü seçen kişi... Caka satan, eksikliklerini maskeleyen kişi... Böylesi bir ruh hâli, gösterişin ve benlik yetersizliğinin göstergesi... Egosuna yenik düşendir caka satan... Caka satan, içsel değersizlik hissini bastırmak için dışarıya üstünlük sinyalleri vermeye gayret eder... Lüks eşyalarla, kibirli tavırlarla, övünç dolu sözlerle… Bu durum, içteki boşluğu örtmek içindir... Bu yüzden, caka satmak, maske takarak yaşamaktır... Başkaları tarafından kabul görme arzusudur... Caka satmak, narsistik savunmadır... Caka satan, kendini büyük göstererek kırılgan özsaygısını korumaya çalışır... Dış onaya bağımlı yaşar; varlığını kendi değil, başkaları belirler... Caka satan, narsist olan birey; kendini aşırı beğenir... Kendini diğer insanlardan üstün ve zeki görür... Her ortamda tek ilgi odağı olmayı ister... Herkesin kendisiyle ilgilenmesini bekler... Herkesten başarılı olma hırsıyla hareket eder... Empatiden yoksun olur, merhametsiz davranır... Tasavvuf ehline göre, gösteriş (riya) insanın ruhunu karartan en ince perdedir (cakadır)... Kim ‘ben’ derse, Hakk’tan uzaklaşır... Tasavvufta ‘ben’ ile ‘biz’ arasına bir duvar örülür; o duvarın adı ‘nefis’tir, süsü ise ‘caka’dır... Caka, benliğin şişkin hâlidir; tevazu ise onun sönmüş biçimi... “Kibirli kişi, kendini görür; ârif kişi, kendinde Hakk’ı görür.” (Mevlana Celaleddin Rumi)... Tasavvufta esas olan, görülen değil, görülmeyendir... Çünkü görünen fânidir; görüneni var eden asıl kudret, bizce görünmeyen, ancak eserleri görünendir... Bu nedenle, caka satan, varlığını dış yüzeyde arar, riyakârdır; hakikat yolcusu ise, onu iç sessizlikte bulur, samimidir... “Senin süsün, O’nu gizlediği kadar karanlıktır.” (İbn Arabî)...
Tevazu, aslında, insanın kendini küçültmesi değil, hakikati görmesidir... Bilgelik, gösterişsizliğin zarafetinde saklı... Bütün mesele, parlayanla parıldayan arasındaki farkı fark edebilmek... Caka satmak, parlayan insanın hâli... Tevazu göstermek, parıldayanın… Parlayanı parlatan şey, dıştan gelen ışık... Parıldayanı parlatan şey ise, iç dünyamızdaki nur... Yaşadığımız dünyadaki en büyük sınavımız, görünmekle var olmak arasındaki farkı algılayabilmek olsa gerek... Gösteriş, geçici bir kazanım; tevazu, kalıcı bir kazanım... Caka, caka satanı yorar; tevazu, tevazu sahibini olgunlaştırır... Caka mı, tevazu mu? Bu, tercihten ziyade karakter, kişilik ve edep-terbiye meselesi... Bir gün, herkes, bir an gelir, gerçek büyüklüğün, büyük görünmeye çalışmamak olduğunu anlar... Psikolog Alfred Adler’e göre, caka satmak, ‘aşağılık duygusuna karşı geliştirilen üstünlük çabası’... Tam olmayan, olamayan insan, kendini yetersiz hissettikçe daha çok caka satar... İnsan, gerçekten, ne kadar çok caka satarsa, o kadar az hisseder içindeki gerçek değeri... Psikolog Carl Rogers’a göre, “Kişinin kendini olduğu gibi kabul etmesi, başkalarına gösterme ihtiyacını ortadan kaldırır.”... Psikiyatrist Erich Fromm’a göre, bu çağın hastalığı; “Sahip olmak, var olmanın yerine geçti.” tespiti... Caka satmak, aslında, birinin, kendini kabullenememe hâli... Caka, nefsin böbürlenmesi; tevazu, onun terbiye olmuş versiyonu... Bunu en güzel dile getiren tespit: “Bir ben vardır bende, benden içeri. - Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.” (Yunus Emre)...
Dijital dünyada, insanın caka satması, artık sadece elbiseyle değil, ekranla... Sosyal medyadaki her türlü fotoğraf paylaşımları (profil resimleri, yemekler vb. görüntüler), sahte mutluluklar, aslında, birer ‘dijital caka’ya dönüşmüş günümüzde... Bu; insanın, kendi değerini dışarıdan onaylatmaya çalışması takıntısı... Dijital dünyada, sosyal medya ve çevrim içi platformlar aracılığıyla bireylerin kendilerini yeniden tanımlama ve sunma imkânı, caka satmanın dijital biçimi... Bu; caka satmak, gösteriş yapmak, kendini olduğundan daha başarılı, mutlu veya popüler göstermek tutkusu... Sosyal medya profili, bireyin dijital vitrini... Paylaşılan fotoğraflar, başarı hikâyeleri, lüks tüketim unsurları bu vitrini fazlasıyla işgal etmiş durumda... Elbette dijital vitrin, çoğu zaman gerçek benliği yansıtmaz, aksine idealize edilmiş bir kimlik sunar... Caka satmak, dijital ortamda beğeni, takipçi ve onay alma arzusuyla yaygınlaşmakta... Bu da, maalesef, bireyin öz algısını ve psikolojisini çok etkilemekte... Dijital caka satmak (gösteriş), bireyde başarı baskısı, kıyaslama ve yetersizlik hissi oluşturmakta... Benlik ile dijital kimlik arasındaki fark, kimlik karmaşası ve duygusal çatışmalara yol açmakta... Bu, bireyin yalnızlaşmasını ve teknoloji bağımlılığını artırmakta... Dijitalleşmeyle, insanın gerçek kimliğinin yerini sanal kimliği almakta... Dijital ortamda caka satmak, gerçek âlemde caka satmaktan daha beter... Gerçeklikten uzak sunumlar, toplumsal ilişkilerde güven sorunlarına neden olmakta... Dijital dünyada insan kalmak, samimiyet, şeffaflık çok zor... Dijital ortamda caka satmak, çok daha kötü... Sanal âlemde abartılı başarı paylaşımları, lüks tüketim ürünlerinin sergilenmesi, filtrelenmiş ve düzenlenmiş hayat kesitleri; sahte mükemmellik algısı oluşturmak için yapılmakta... Sosyal medya, bireyin dijital kimliğini şekillendirdiği bir sahneye dönüşmüş âdeta... Dijital ortamda yapılan algı yönetimi, gerçek âlemde yapılan çok daha kolay... Meselâ, bir kişi yalnızken bile kalabalık etkinliklerdeymiş gibi görünebilir...
Gerçeklikten kopmadan, sahtelikten uzak var olma çabası, doğru... Doğru olmayan, gerçek ve sanal dünyada aka satmak... Esas olan; samimiyet... ‘Caka’ yerine özgünlük, içtenlik ve tevazu olmalı... Selam, sevgi ve saygılarımla.