EĞRİ AĞACIN…

Eğri olan ağacın altında doğru durabilmek mümkün mü? Fizikî yasayı gereği, bu gayrimümkün... Etik, karakter, kişilik de böyle... Doğru olmayan bir insandan doğru bir hareket beklenemez... Bir nesnenin formu neyse, ışık karşısındaki yansıması da aynı... İnsanın iç dünyası ile dış dünyadaki eylemleri arasındaki kaçınılmaz bağı dillendiren söz: “Eğri ağacın doğru gölgesi olmaz.Önce ağacı doğrult, sonra gölgesinin doğru olmasını bekle.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye atfedilen söz)...Sorumlu olduklarımız (çocuklarımız, öğrencilerimiz, çalışanlarımız) bizim gölgelerimiz...Düzgün olursak, onlar da düzgün olur...

Eğri büğrü olan bir değneği güneşe tuttuğumuzda yere düşen iz de eğri olur... Bir kimsenin davranışlarındaki eğrilik, niyetlerdeki samimiyetsizliği, ahlâkî yozlaşmayı veya adaletsizliği yansıtır... Düşünce ve duyguların çarpıklığı, insanın ortaya koyduğu işlerin, kurduğu ilişkilerin veya verdiği kararların (gölgesinin) düzgün olmaması demek... Bu; bireysel, kurumsal ve toplumsal düzeyde de geçerlidir... Yasaların ve uygulayıcıların eğri olduğu bir sistemde, adaletin doğru sonuçlanması imkânsız... Sadece bilgi aktaran, rol model olamayan eğitimcilerle ve eğitim sistemiyle, öğrencilerden doğru davranışlar göstermesi beyhude... Yanlış yöntemlerle doğru nesiller yetiştirilemez... Her kurumda, kuruluşta ve toplulukta bir liderin insanî, ahlâkî değerleri zayıfsa, o liderin yönettiği yerin prestiji (saygınlığı) ve güvenilirliği de aynı oranda eğri olur... İnsan olamayan ve insan kalamayan birinden doğruluk beklenemez... Özünde eğri olanın işleri de eğri olur... Eğri olan kişi, başkalarını kandırabilir, geçici bir süre gölgesini düzeltmiş gibi yapabilir; ancak ışık (gerçek) ortaya çıktığında, asıl suret ortaya çıkar...

Doğru bir gölgeye sahip olmanın tek yolu, doğru olmak... “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörürlükte deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)... İçi doğru olanın, dışı da doğru olur... Yöntemler yanlış olduğunda, netice doğru olmaz; niyet kötü olduğunda, akıbet hayır olmaz...Asıl mesele, gölgeyi düzeltmeye çalışmak olmamalı, gölgeyi oluşturan gövdeyi (özümüzü) doğrultmak olmalı... İş dünyasında başarı; rakamlar, grafikler ve pazar payları üzerinden ölçülür... Ancak bir kurumun, kuruluşun ve topluluğun uzun vadeli itibarı ve çalışan bağlılığı, o kurumun en tepesindekinin ne kadar dik olduğuyla doğrudan ilintili... Bir lider, bir şirketin ışık kaynağına en yakın duran figür... Liderin karar alma süreçlerindeki şeffaflığı, adâleti ve dürüstlüğü kurumun kültürünü (gölgesini) belirler...

Bir yönetici kısa vadeli kâr için etik değerlerden ödün veriyorsa, çalışanlarına ‘sonuca giden her yol mubahtır’ diyorsa, bu eğriliktir... Bu eğrilik; mobbingdir, haksız rekabettir ve liyakatsizliktir... Liderin karakterindeki eğrilik, bütün organizasyonu bozar, gölge eğri olur... Pek çok kurum, kuruluş ve topluluk, temelindeki yapısal sorunları ve etik eksiklikleri (eğriliği) çözmek yerine, halkla ilişkiler PR(Public Relations, bir kurumun hedef kitlesiyle karşılıklı anlayışa ve güvene dayalı ilişkiler kurma ve sürdürme) çalışmalarıyla gölgeyi, sözüm ona, düzeltmeye çalışır...Hâlbuki gölge, bağımsız hareket edemez... Yanlış ürün tanıtımları veya yanıltıcı bilançolarla oluşturulan doğru gölge imajının eğriliği, kriz dönemlerinde ayanbeyan ortaya çıkar... Kalıcı bir prestij için vitrini süslemek yetmez; deponun, mutfağın ve niyetin düzgün olması gerekir... İş dünyasında güven, en değerli sermaye... Güven; bir insanın, kurumun, kuruluşun ve topluluğun yapmayı planladıklarıyla yaptıklarının bir olması durumunda değerli...

Bir şirketin gölgesi, liderinin ve her çalışanının yaptıkları kadar eğridir ya da doğrudur...Eğri bir stratejiyle doğru verim ve kazanım elde edilemez... Hatalı bir üretim süreciyle müşteri memnuniyeti sağlanamaz... Gölgenin (çıktının) doğruluğu, kaynağın (sürecin) doğruluğuna endeksli... Verimsiz ve motivasyonu düşük ekiplerle güvensizlik ve dedikodu ortamı oluşur... Müşteriyi yanıltan pazarlamayla, hızla pazar payı ve itibar kaybı olur... İş dünyasında sürdürülebilirlik; etik değerler üzerine konuşlandırılmalı... Bir organizasyonun gölgesi (oluşturduğu etki), toplumda rahatsızlık uyandırıyorsa, PR ajanslarına değil, yönetim kurulunun ve liderin nasıl olduğuna bakmak gerekir...Hiçbir ışık oyunu, eğri bir duruşu doğrultmaz...

Kadim medeniyetimizde ‘eğri ağacın gölgesi de eğridir’ yaklaşımı; adâlet, yönetim, ahlâk ve insan karakteri ile ilişkilendirilmiş... Bir kaynağın (ağacın) doğasının, onun ürünlerini (gölgesini) etkilediği dillendirilmiş... Kötü bir kaynaktan iyi bir sonuç beklenemeyeceği vurgulanmış...Kötü karakterin kötü davranışlara sebep olduğu, adâletsiz yönetimin toplumdaki dengeleri bozduğu, yanlış bilgilendirmenin, yanlış düşünceye yol açtığı, sapkın inancın kişiyi, aileyi ve toplumu bozduğu açıklanmış... Ebeveynlerinçocukların inanç ve karakter şekillenmesindeki belirleyici ve sorumlu oldukları söylenmiş... “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Hadis-i Şerif)... “Kendini doğrultmayan başkasını doğrultamaz.”(Hz. Ali’ye atfedilen söz)... Sâdi-i Şirâzî, Gülistan ve Bostan gibi eserlerinde, eğitimin önemini anlatmış... Nizamü’l-Mülk, Siyasetname adlı eserinde devlet yönetimini anlatırken, hükümdarın adâleti ve doğruluğu üzerinde durmuş:“Hükümdar doğru olmazsa, tebaası da doğru olmaz.Zira halk, hükümdarın aynasıdır.”...“Hakikat ağacı eğri değildir, ama sen onu eğri görebilirsin.” (İbn Arabî)... Bu hususta, kadim medeniyetimizde pek çok hikmetli söz ve atasözüsöylenmiş: “Ağaç yaprağıyla gürler, insan sözüyle.”(İnsanın karakteri, söz ve davranışlarına yansır.)... “Körün taşı, topalın sözü eğri olur.”(Yetersiz veya kötü niyetli kaynak, eğri sonuçlar doğurur.)...

İnsanın bakış açısındaki yanlışlık, hakikatin gölgesini eğri görmesine neden... Hakikat değişmez; lâkin onu yorumlayan göz, zihinsel önyargılarla, duygusal dalgalanmalarla veya dar bir perspektifle bakarsa, ortaya çıkan görüntü hakikatin kendisi değil, onun bozulmuş bir yansıması olur... Yanlış bakış açıları; önyargı, duygusallık, bilgi eksikliği, bencillik ve vb. durum... Geçmiş deneyimlerden ve kültürel kalıplardan beslenen önyargılar gerçeği çarpıtır... Öfke, korku veya aşırı sevinç gibi duygular, doğru değerlendirmeyi engeller, gerçeği anlamaya engel teşkil eder... Yetersiz bilgi, hakikatin yalnızca bir parçasını görmeye neden olur... Kendi çıkarlarını merkeze alan bakış, hakikati kişisel menfaatlere göre çarpıtır... Hakikat, güneş gibidir; gölgesi ise bizim algımız... Bakış açımız doğru olduğunda, gölge gerçeğe uygun düşer...Eğriyi doğrudan, doğruyu eğriden ayırt edebilmek için ne yapılmalı? Eleştirel düşünce geliştirilmeli... Farklı perspektiflere açık olunmalı... Duyguların ve önyargıların etkisinin farkında olunmalı... Hakikat, eğrilmez; eğrilen bizim bakışımız... En büyük sorumluluğumuz, gözlerimizi arındırmak ve gölgenin gerçeğe en yakın şekilde düşmesini sağlamak...

İnsanı insan yapan; fikir, zikir ve şükür... Fikir zannedilen küfür ve hakaret, insanı ve kâinatıeğri gösteren ayna... İnsanı, olgunlaştıran ve gerçekle buluşturan tek şey ise, Hakk’a iman... Eğri olmamalı insan, her durumda ve yerde... Dik durmalı, lâkin dikleşmemeli... Selam, sevgi ve saygılarımla.