Sazan; tatlı sularda yaşayan, eti yenilebilenbalık türü... Sazan; saf, kolay kandırılan, kolay oltaya gelip çabuk inanan, aldanan kişi... ‘Sazan’; bir balığın davranışına değil, aslında insan psikolojisinin en hassas noktasına, inandırılabilirlik zafiyetine işaret eden sözcük... Sazan, tek bir kişinin değil, insanlığın ortak bilişsel eğilimlerini açığa çıkaran güçlü bir ayna... ‘Sazan gibi’ deyimi, bir kişinin durumu ya da olayları anlamadan, düşünmeden hareket etmesi... Sazan gibi düşünmeden hareket eden bir kimse, doğru yoldan kolayca sapar. Sazan gibi davranmamak için, aklımızı kullanmamız gerekir... Yüreğimizin sesine kulak vermemiz gerekir... Her bir şeyi sormamamız, sorgulamamız (analiz etmemiz) gerekir...
‘Sazan’, saflık mı, güven duygusu mu? Kısmen her biri... Sazan gibi atlamak,aslında, insanın iki temel ihtiyacıyla ilişkili... Bu; güvenme ihtiyacı ve hızlı karar verme eğilimi... Zihnimiz, her bilgiyi uzun uzun analiz edemez... Beynimiz, hayatta kalmak için çoğu zaman kestirme yolları tercih eder... Bu; bilişsel kısa yollar, bizidoğruya ya da kolay kandırılmaya yöneltir... Sazan, zayıflığımızı değil, insan olmamızın zaafa dönüşmesini yansıtır bir bakıma... Sazan olmak; sosyal manipülasyon alanında kaçınılmaz bir hâl... Sosyal medya tuzakların, sahte kampanyaların, yalan haberlerin, abartılı vaatlerin olduğu hengâmede... Sazan olunca da, kolayca mankurtlaşırız... İsteklerimizin sömürüldüğü ortamda her şeye karşı sazanlaşırız... En çok istediğimiz her ne ise, en kör noktamız da odur... Zenginlik hayâli, aşk arayışı, başarı arzusu…
Böylesi akıl tutulma, ne kadar güçlü ise, o kadar savunmasız hâle geliriz... Meselâ, ‘tıklayınca ne çıkacağı merakı; biziya tetikte tutar ya da merak tuzağına düşürür... Felsefede ‘sazan’, insanın içindeki ilk doğallık ile ilişkilendirilebilen durum... Platon’un mağara alegorisindeki gölgeleri gerçek sanmak gibidir, zihnimizin ilk gördüğünü kolayca doğru kabul etmesi... Sazan olmayı hızlandıran birçok etmen var... Bilginin sınırlı olması... Zaman darlığı... İçgüdülerin hızlı tepki vermesi... Sazan olmak, düşüncenin henüz olgunlaşmamış, filtreden geçmemiş hâli ve insanın içindeki çocukluğun devam etmesi... Toplumda kimler, neden sazan muamelesi görürler? İyi niyetli olanlar... Duyguları tertemiz (saf) olanlar... Maalesef birçok toplumda, kötülük yapan, tuzak kuran kişi ‘akıllı’ sanılır... İyi niyetli kişi de, ‘sazan’ diye küçümsenir... Bu; toplumsal erdem ölçeğinin ne denli ters işlediğinin göstergesi... Gerçekten asıl sorgulanması gereken, kandırılan değil; kandırmaya çalışan zihniyet olmalı...
Sazanlıkla mücadele etmenin yolu; bilinçli olmak ve şüphe duyulduğunda ya da emin olunmadığında temkinli davranmak... Birine ‘sazan’ denilmesi, insanı eleştirmenin en sığ biçimi... Sazanlığın en güçlü tarafı, bizi uyanık olmaya davet etmesi... Bilinçli şüphe, ‘sazan’ olmamanın panzehiri... Sazan olmamak için; her duyduğumuza inanmamak gerek... Her gördüğümüzü, her fotoğrafı gerçek sanmamak gerek... Her söze duygusal tepki vermemek gerek... En önemlisi, her haberi kaynağıyla beraber değerlendirmek lâzım... Şüphenin, kötümserliğin değil; aklın kendini koruma refleksi olduğunu bilmek lâzım... Önemli olan içimizdeki sazanı tanıyabilmek... ‘Sazan’ yaftası, küçümseyici bir etiket olmamalı bizim için... Yoksa zihnimizin savunmasız yanı hâline gelir... Sazan olup olmamak irademize endeksli... Her birimiz, zaman zaman sazan da oluruz, azan da oluruz... Bu, güven kazanmak ve güven yitirmekle alâkalı... Birilerine güvenmeden, güvenli iş yapamayız... Güvenli ortamda, güvenli oluruz... Mühim olan, sazanlığa takılı kalmamak ve sazanlığın ne olduğunu, nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını fark edebilmek... İçimizdeki ve dışımızdaki sazanlığı bilince ve anlayınca, hem kendimizi hem başkalarını daha iyi anlayabiliriz ve daha dikkatli davranabiliriz... Bütün mesele, sazan mı, tilki mi olmak arasında bocalamamak... Saflık ile kurnazlık sarmalında gelgitler yapmamak... Sosyal davranışlarımızı açıklamak için kullanılan en keskin karşıtlıklardan biridir, sazan-tilki açıklaması...
Sazan, kolay inanmayı; tilki ise stratejik düşünmeyi simgeleyen etiketler... Kendimizi, sazan ve tilki arasında tanımlamak, iç dünyamızda kendimizin savunmasız ve hesapçı yönlerimizi açığa çıkarmak demek... Gerçekte, hem sazanız hem tilkiyiz, kendimiz olmaya çalıştığımız hengâmede... Her insanda sazanlık (çarçabuk inanmak, açılmak, güvenmek) da var; tilkilik (hesap yapmak, çözüm bulmak, tedbir almak) de var... Bu, çok normal... Bazen bir şeye safça çabucak inanırız ve bir sorunu kurnazca çözeriz...Hayat, bu iki yanımızı dengede tutma işi... Mâlum, içinde bulunduğumuz toplumda, çoğunlukla tilki olmakla övünülür, sazan olmakla yakınılır... Hâlbuki asıl olan, dengeyi kurabilmek ve huzurlu olabilmek... Tilkinin zekâsı, başkalarına zarar vermiyorsa eğer, değerli... Sazanın saflığı, kötü niyetliler tarafından suiistimal ediliyorsa, sorun ve zayıflık... Ne mi yapılmalı, bütün bu engelleri aşmak için? Sazanı akıllandırmak yerine, tilkiyi ahlâklı hâle getirmek lâzım... İşin özü ne saf olunmalı, ne de çıkar için kurnaz olunmalı...
Sazan, kandırılan kişi; balık ağı, kandırma düzenekleri... Bütün bunlar, insanın bireysel zafiyetleri ve toplumdaki tuzak sistemler... Buna göre, anlamız gereken; ‘sazan’ın insanın doğallığını (masumiyetini, gözden kaçan ayrıntıları, hazırda bekleyen tuzaklara açıklığını) remz etmesidir...Sazan, çözümün değil, risklerin sembolü... Balık ağı ise; planlanmış, sistemli ve örgütlü tuzakların simgesi... Gerçek hayatta ‘balık ağı’ olan şeyler: Yanıltıcı reklamlar... Sosyal medya manipülasyonu... Sahte vaatler... Dolandırıcılık sistemleri... Kitle yönlendirme mekanizmaları... Sazan balık ağına (tuzağa) takılır... Balık ağı suçlanmaz; sazan suçlanır... Gerçek suçlu, balık (sazan) mı, balık ağı mı? Sazan, saflık yaptığı için suçlu... Balık ağı ise, görünmeyen asıl suçlunun aparatı sadece... Suçu, kandırılana yüklemek en kolay olanı...
Hiç mi hırsızın suçu yok? Bütün suçu mâsum ve âciz olana yüklemek, süregelen sömürünün icabı... Etik olan, suçu ağa yüklemek; balığa (sazan) değil... Sazan dediğimiz şeydir, bireyin zafiyeti... Ya balık ağı? O da, sistemin manipülasyon gücü... Sazan, kişisel eğilimler;balık ağı da toplumsal sistem (yapı) demek... İşin ucuz (sazan) tarafı, insanın kanıyor olmasını bahane etmek... İşin kanıksanmış, alışılmış ve kutsanmış tarafı da balık ağı... Sormamız ve sorgulamamız gereken husus: ‘Neden balık ağı (tuzak) var? Neden, ezen ve sömüren değil de, ezilen ve sömürülen suçlanır? Balık (sazan) ağının ve bireyin iyi niyeti ile toplumdaki tuzak düzeneklerinin birlikte işleyişidir bu... Sazan, kurban; balık ağı da sosyal yapı... Alan ve satan memnun değil! Nemelazımcı olan, bu çarkın dönmesinden mesul...
Olur olmaz her bir şeye sazan gibi atlayanlar ve meseleye kıytırık bir sebeple sızanlar (dilli düdükler) oldukça, sömürü ve zulüm düzeninin devam etmesi gayet normal... Normal olmayan, anormal olanın rutinleşmesi... Birinin, birine ya da birilerine kolayca kanması, aldanması veya oyuna gelmesi, kısaca sazanlaşması; elbette balık ağına kutsiyet kazandıracaktır... Sazan balığı, olta ile avcılıkta yemi hemen yutan, kolayca tuzağa düşen bir balık... Balığın alık olanıdır sazan... İnsanın da alık olanı, katiline âşık olanı... Birinin kandırılmaya yatkın olmasının, hileye veya yalana kolayca inanmasının adıdır ‘sazan’... İnsanın alık olanı (sazan olanı), sahte bir mesaja, habere, duyuma ve bilgiye inanıp hemen sazan gibi atlar... Sazan olmanın masum olduğu, masum karşılandığı durumlarda; günlük konuşmalarda ‘sazan’ sözcüğünü sıkça duyarız... Bu ‘sazan’; arkadaşlar arasında şaka veya uyarı maksadıyla kullanılır sadece... Selam, sevgi ve saygılarımla.