Takı; değerine bakılmaksızın (altın, gümüş gibi değerli metallerden yapılmış olsun ya da olmasın) vücuda veya elbiselere süs, estetik veya sembolik amaçlarla takılan ziynet eşyası... Takı; sosyal statüyü, kültürel kimliği, dinî inancı, aşk, bağlılık, hatıra vb. kişisel duyguları ifade etmek için kullanılan aksesuar... Takı yapımında kullanılan malzeme: Hayvan dişleri, kemikler, taşlar, kabuklar, altın, gümüş, platin vb. değerli metaller; elmas, zümrüt, yakut vb. değerli ve yarı değerli taşlar; inci, cam, ahşap, deri vb. yapay maddeler... Takı ve mücevher, farklı... Takı, genel bir kavram... Mücevher; altın, gümüş vb. değerli madenler ve elmas, zümrüt vb. kıymetli taşlar kullanılarak yapılan, maddî değeri yüksek olan takı (yüzük, küpe, kolye, bilezik, bileklik, halhal, broş, toka, piercing, saat, gözlük, kemer, çanta, kravat iğnesi)... Takı, hem bir yatırım aracı hem modanın ve kişisel ifadenin vazgeçilmez bir parçası olarak kültürel ve günlük hayatta kullanılan aksesuar...
Takı; takıntı, saplantı, gösteriş ve alacak-borç aracı hâline gelmedikçe aksesuar, hediye ve yatırım olarak artı bir değer... Takı, kafaya takılmaması gereken takıntı olduğunda mâkul... En güzel takı, gerekli olduğunda takılan takı... Takı, iç dünyamızın sessiz dili ve kimliğimizin göstergesi... Takı, insanın en kişisel, en sosyal ifade aracı... Bir yüzüğün, kolyenin, bilekliğin ışıltısı; bizi dış dünyaya yansıtan görünmez yüzümüzün görüntüsü... Takı, bir bakıma, sözcüklerin yalama yaptığı yerde devreye giren, kişisel hikâyemizin sessiz tanığı... Bedenlere yapılan dövme de aslında takının takıntı hâline gelmesi... Takı, süslenmenin ötesinde, varoluşunun sessiz haykırışı... Takı; kişisel kimlik, aidiyet, özgürlük ve hafıza ile doğrudan ilintili... Her takı, sahibi hakkında fikir veren bir ipucu... Takıda sadelik esas olmalı! Sade ve karmaşadan uzak bir hayat tarzını sergilemeli takı... Abartılı, bol taşlı, gösterişli bir broş (kıyafet ya da aksesuarları süslemek amacıyla kullanılan, gümüş veya taşlı takı), dışadönük ve enerjik bir kişiliğin dışa vurumu... Takı, içimizdeki ‘biz’in dış dünyaya yansıyan bir uzantısıdır, unutmayalım... Bir karakter gibidir, takı... Ne ve nasıl olduğumuzu belli eden şeydir takı... Hassas, nârin, güçlü, geleneksel, isyankâr olup olmadığımız, takı ile açığa çıkar... Takı takıldığında, kendimizi nasıl hissettiğimiz; takının bir ayna, bir silah olduğunun kanıtıdır... Takı, ne olduğumuzu beyan etmenin ve kendimiz olmanın ifade biçimidir... En tesirli takı, takı takmadan yalın olabilmemiz...
Takı, takıyı takanın birine veya bir düşünceye olan aidiyet duygusunu yansıtan bir sembol... Takı, ‘seni taşıyorum’, zira senle ben bir elmanın iki yarısıyız demenin sözsüz versiyonu... Meselâ, nişan yüzüğü, bağlılığı; alyans, ebedî birlikteliği; aile yadigârı bir yüzük, nesiller arasında kurulan bağı temsil eder... Kolyedeki bir isim, minyatür bir fotoğraf, sevdiğimizi kalbimize en yakın yerde taşıdığımızın göstergesidir... Takı, somut olmayan duyguları (sevgi, sadakat, bağlılık) somut bir hâle dönüştürmenin bir yolu... Taktığımız her bir takı, bizi bir düşünceye, bir kişiye veya bir değere bağlayan zincirin bir parçası gibidir... Takı, bir paradoksu da içinde barındırır... Takı, hem özgürlüğü hem köleliği hatırlatır, bizi bize ya da başkalarına zincirler... Bu ikilem, bizim varoluşsal çelişkimizi ortaya çıkarır... Özgür olma arzusu ile kaçınılmaz aidiyetlerin ve sorumlulukların getirdiği kısıtlamalar arasındaki gerilimdir, gelgittir bu... Sosyal hayatımızın bize dayattığı klasik bir künye, bizi köle gibi olduğumuzu hissettirebilir, özel hayatımızın gereği taktığımız bir bileklik de, bizi daha özgür olduğumuzu hissettirebilir... Bu vb. birçok nedenle, taktığımız bir takı; üzerimizdeki görünmez zincirleri ya da kanatları görünür hâle dönüştürür... Takı, anılarımızın depoladığımız bir bellek gibidir bizim için... Eski bir kol saati, dedemizden kalan bir anahtarlık, çocukluğumuzdan kalma bir boncuk... Her çizik, her soluk renk, geçmişten bir anının izini taşır... Takı, geçmişi yaşadığımız ân’a taşıyan bir zaman makinesi misâli... Takıya dokunduğumuzda, bir hatıraya, duyguya da dokunuruz... Takı, takı olmanın ötesinde bir araç... Takı, iç âlemimizdeki kahramanları, içsel çatışmalarımızı, sembolleri ve sessiz itiraflarımızı kaydettiğimiz taşınabilir bir bellek... Takı, kendimizi anlama, anlatma ve dünyayla kurduğumuz ilişkiyi ve iletişimi, somutlaştırma çabamızın bir ürünü... Bir yüzük, kolye, küpe takarken, sadece bir aksesuar seçmeyiz; kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, kime bağlı olduğumuzu, ‘ne’den ve ‘kim’den özgürleşmek istediğimizi ve hangi anıyı yanımızda taşımak istediğimizi, söylemeden söyleriz... Taktığımız her bir takı, iç dünyamızın dış dünyaya açıldığı bir pencere...
Evlilik teklifinde erkeğin kadına taktığı takı, tektaş yüzük... Tektaş yüzük, evlilik teklifi veya nişan gibi özel anlarda kullanılan en popüler pırlanta... Günümüzde, tektaş yüzük ile evlenme teklifi yapılmakta; bu ‘benim için eşsizsin’ anlamına gelmekte... Tektaş yüzük, farklı amaçlarla da kullanılan takı... Evlilik teklifini, tektaş yüzük olmadan yapamamak, vahim bir takıntı... Sömürü düzeninin insanlara yüklediği maddî bir külfet... En güzel evlilik teklifi, yüreklerin birlikteliğini bir takıya ve takıntıya bağlamadan sözle yapılanı... Evlilik teklifini, erkeğin yapması yaygın, ancak kadının da evlilik teklifi yapması mümkün... Evlilik teklifini yapan erkeğin, kadının önünde diz çökmesi ne kadar doğru? Tektaş yüzükle evlilik teklifi yapılması ne ölçüde mâkul? Batıdan bize geçen, tüketimi, masrafı körükleyen âdetler... Bütün bunlar, atılması gereken takıntılar... Öylesine bir hengâmede yaşıyoruz ki, ‘takı’ olan birçok şey aslında sadece takıntı, saplantı... Sapkınlık ve taşkınlık hâline gelen uygulamalar, maalesef gençlerimizin evlenmelerinin önündeki engeller... Gelenekler, israf üzerine konuşlandırılmamalı; her bir âdet gözden geçirilmeli ve kadim medeniyet değerlerimize olan uygunluğu sorgulanmalı... Sonrasında takı bir zorunluluk olmaktan çıkarılmalı... İnsanın insan yapan, insan olarak kalmasını sağlayan görünmeyen takılar tercih edilmeli... Bir insandaki en güzel takı, sahip olduğu ilim-irfan-idrak-izan-ahlâk-terbiye-edep... Gerisi, üzerimizde taşıdığımız, hamallığını yaptığımız eşya... Takının esiri olan, takıntılı insandır... Kadim medeniyetimizde takı, gösteriş maksatlı olamaz... Elbette güzel, yakışıklı, bakımlı olmak lâzım... “Allah güzeldir, güzelliği sever.” (Hadis-i Şerif)... Temiz, düzenli ve estetik olmak gerek; ancak gösterişten, kibirden uzak olmak kaydıyla... Takı; abartısız, ölçülü bir güzellik aracı olmalı... “Süslenmek, Allah’ın nimetini üzerinde göstermektir; fakat bu, nefsin övünmesi için olursa süs değil, ayıptır.” (İmam Gazâlî)... “Altın yüzük takmakla el parlamaz; elin asıl nuru, gönlün safiyetindedir.” (Mevlânâ Celâleddin Rûmî)... “Süslenmek, insanın tabiatında vardır; lâkin hikmet, süsün ölçüsünü bilmektir.” (İbn Sina)... Takı, iç dünyamızı güzelleştirmiyorsa, dış süsün bir anlamı olamaz...
İnsan, kendisiyle barışık olmalı, takı ve takıntıdan mümkün olduğunca uzak durmalı... Aşırı takı ve takıntı, insanın özgürlükten mahrum kalmasına neden... Takı, iç dünyamızın; takıntı, bilinçaltımızın dışavurumu... En değerli takı, sevdiğimiz birinden gelen ve onun anısını taşıyan bir şey... Takıyı anlamlı kılan şey; ihtişamdan uzak durmak ve zarafeti seçmek... Yüksek fiyatlı saat veya aksesuar, takı olmaktan çok, gösteriş takıntısı... Keşke takı, “Yolumun takı olsun zulmetten taş kemerler.” (Necip Fazıl Kısakürek) sözündeki ‘tak’ (özel günlerde, bayramlarda ve festivallerde, geçit yapılacak caddelere geçici veya sürekli olarak kurulan, günün anlam ve önemine göre yazı, çiçek vb. ile süslenen kemer) gibi olsa... Gönüle takılı bir süsten ibaret olsa... “Sevgi ne boğazda... Ne mum ışığında yemek yemek... Ne de pahalı bir pırlanta demek. Sevgi, bir lokmada iki mutlu insan demek...” (Nazım Hikmet Ran) dizesindeki sevgi misâli olsa...
En güzel takı, güzel ahlâk ve tevâzu... Takı takmak; gösteriş, israf veya karşı cinse benzemeye yönelik olmamalı... Takı; şiddet, vandalizm vb. uygunsuz, hurafelerin sembollerini içermemeli... Sağlığımıza zarar vermeyen, fıtratımıza uygun takı tercih edilmeli... Takı, takıntı illetine dönüşmemeli... Selam, sevgi ve saygılarımla.