Yüz; surat, sima, çehre, canlıların başlarının ön bölümüne verilen isim... Yüz; başın alın, gözler, burun, yanaklar, ağız ve çeneden oluşan ön kısmı... Yüz; doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı, bu sayıyı gösteren im, ‘100’, ‘C’... Yüz; toplum içinde onurun, utanmanın ve ahlaki değerlere bağlılığın sembolü... Yüzsüz, yüzü, astarı olmayan... Yüzsüz; utanması sıkılması olmayan, utanmaz, sıkılmaz, çekinmez, arsız olan kişi... Yüzsüz, kelimenin temel anlamı olan ‘yüzü olmayan’ ifadesinden hareketle ‘utanma, mahcubiyet’ gibi duyguların dışavurumu olan ‘yüz kızarması’ eyleminin yokluğu demek...

Yüzsüzlük, bir kişinin ahlâkî sınırları aşması, başkalarının haklarına saygı göstermemesi, yaptığı uygunsuz davranışlara rağmen hiçbir rahatsızlık veya pişmanlık duymaması... Yüzsüzlük, insanî değerlerin eksikliği... Yüzsüz olan, aymazdır, duyarsızdır... İnan olmayan, insan kalamayan insan, o kadar yüzsüz olur ki, yaptıkları ortaya çıkmasına rağmen hiç oralı olmaz... Birinden ya da birilerinden yüz bulan yüzsüz, astarını da ister (şımarır ve daha fazlasını ister)... Yüzsüz olan, karaktersizdir, kişiliksizdir... Davranış eğitiminden nasibini almamış olandıryüzsüz... Ortalıkta gezinen insan müsveddesidir yüzsüz olan... Ar damarının çatlamasıdır yüzsüzlüğe sebep olan şey...

Yüzsüz’sözcüğü;bir kişiyi tanımlarken kullandığımız en çarpıcı aşağılama ifadesi... Utanma, sıkılma, hicap duyma vb. sözlerin, toplumsal hayatımızıkadim medeniyet değerlerimiz üzerine konuşlandırması, en doğal olan hâl... Yüzsüzlük; arsızlık, utanmazlık olmanın çok ötesinde bir kavram... Kargaşanın, çarpıklığın psikolojik ve sosyolojikfenomene dönüşmesidir bu... Bu; yüzsüzlüğün kökenlerini, türlerini ve dijitalleşen dünyadaki etkilerini anlamakla önlenebilecek bir davranış bozukluğu olsa gerek... Yüzsüzlüğün psikolojik açıdan açıklanması; narsisizm, düşük öz bilinç ve stratejik bir silah olması... Patolojik düzeydeki narsisizm, bireyin kendi ihtiyaç ve isteklerini her şeyin üzerinde görmesi... Başkalarının duygularının, sınırlarının ve haklarının, böylesi bir benlik karşısında önemsizleşmesi... Yüzsüzce atılan bir adım, narsist birey için hak edilmiş bir şeyi alma eylemi... Düşük öz bilinç (low self-awareness); yüzsüz birinin, kendi davranışlarının başkaları üzerinde oluşturduğu etkiyi okuyamaması, umursamaması... Sosyal körlükhâli, yüzsüz olan kişinin yaptıklarının neden uygunsuz olduğunu anlayamaması... Bazıları için yüzsüzlük, öğrenilmiş bir davranıştır...

Bu; yüzsüzlüğün stratejik bir silah olması... Yüzsüz olan kimse, geçmişte sınırları zorlayarak, utanmazca talep ederek istediklerine ulaştığını gördükçe; yüzsüzlüğü bir baş etme mekanizması ve manipülasyon aracına dönüştürür... Yüzsüzlük homojen bir davranış değil; çeşitli formları mevcut... Yüzsüzün tek bir yüzü yok... Yüzsüzün birçok türü var: Agresif yüzsüz; açıktan açığa hakaret eden, bağırıp çağıran, fiziksel veya sözel sınırları ihlal eden kişi... Pasif-agresif yüzsüz; ‘yapmadım’, ‘öyle mi oldu? Fark etmedim’ gibi söylemlerle kendini gösterir... Yapılan kabalığı kabul etmez, sorumluluğu reddeder ve mağdur ayağına yatar... Fırsatçı yüzsüz; sosyal ilişkilerin ve iletişimin kırılgan olduğu anları kollar, ortamın bulanık olduğu bir anda laf sokar, dedikodu yayar veya çıkar peşine düşer... Gölgede iş yürütür... Dijital yüzsüz; anonimliğin ve ekran arkasına saklanmanın verdiği cesaretle ortaya çıkar... Profilini kilitler... Sosyal medyada pervasızca hakaret eder, fonlandığı ya da beslendiği kaynağa hizmet eder... Özel hayatı ifşa eder... Sürekli ve ısrarcı bir şekilde mesaj atar, tartışmaktan zevk alır... Küfretmeyi ve hakaret etmeyi fikir zanneder...

Maalesef, sosyal medya, yüzsüzlüğün tavan yapmasında çok etken... Sosyal medya platformları, geleneksel sosyal kontrol mekanizmalarını (yüz ifadesi, beden dili, topluluk baskısı) etkisiz hâle getirdi... Yüzsüz davranışları artırdı... Dijital dünyada, etkileşimde yüzsüzlük bir stratejiye evrildi... En uç, en kışkırtıcı, en pervasız içerikler daha fazla dikkat çekmeye başladı... Şöhret peşinde koşma (clout chasing) fenomeni (algılanan veya gözlemlenen herhangi bir nesne, olgu, olay, görüngü), insanları yüzsüz eylemler yapmaya yöneltti... Hesap verme korkusu ortadan kalktı... Anonim hesaplar veya kişisel profiller arkasından yapılan saldırılar, gerçek hayattaki yüzleşme ve sonuçlardan uzak bir güven hissi oluşturdu... Özel alan ve kamusal alanın sınırları belirsizleşti... İnsanlar, başkalarının özel hayatına dair en mahrem detayları utanmadan, sıkılmadan paylaşabilir veya tartışabilir hâle geldi... Hayâsızlık rutinleşti... Yüzsüzlüğü tetikleyen çıplaklık özgürlük sanılmaya başlandı... Yüzsüz olan kişilerle başa çıkılamaz oldu... Yüzsüzlükle mücadele etmek, millî bir meseleye dönüştü... Yüzsüzlere meydanı boş bırakmamak için neler mi yapmalıyız?

Öncelikle, davranış eğitimini olmazsa olmazımız yapmalıyız... Yüzsüzlerle muhatap olmamalıyız... Yüzsüz bir kişiyle karşı karşıya kaldığımızda, şaşkınlık göstermeden ve çaresizlik hissine kapılmadan hareket etmeliyiz... Bunun için; net ve sert sınırlar koymalıyız... Muğlak ifadelerden kaçınmalıyız... Tepkimizi ‘kabul edemem’, ‘davranışınız uygun değil’ gibi net, kestirme ve duygu içermeyen sözlerle göstermeliyiz... Yüzsüz insan, yaptıklarının farkında olmayan bir tavırla hareket eder... Yüzsüze davranışlarının neden yanlış olduğunu uzun uzun anlatarak enerjimizi tüketmemeliyiz... Sınırımızı koyup konuyu kapatmalıyız... Duygusal tepkiden kaçınmalıyız... Yüzsüzün tek gayesi ve yaptığı, bizi kışkırtmak... Öfke, gözyaşı gibi tepkiler vermemeliyiz... Bu, yüzsüze istediği gücü vermek olur... Sakin ve profesyonel kalmalıyız... En etkili yöntem bu... Gerektiğinde, yüzsüzle olan temasımızı derhal kesmeliyiz... Yüzsüzle olan iletişimimizi en aza indirmeliyiz... Yüzsüzün zehrini bize zerk etmesine izin vermemeliyiz... Yüzsüze acırsak, acınacak hâle geliriz...

Yüzsüzlük, artık sadece bireysel bir karakter kusuru değil... Toplumsal etkileşimimizi şekillendiren zehirli bir güç... İçinde yaşadığımız yüzsüzlük ortamlarında; nezakete, sınırlara ve karşılıklı saygıya yer yok... Yüzsüzlük girdabına yakalanmamanın yolu, daha sağlam sınırlar koymak, daha yüksek bir öz-bilinç ve nezaketten taviz vermeyen bir duruştan sergilemek... Birinin yüzsüzlüğüne göz yummak, sadece o kişiye değil, tüm topluma yapılan bir haksızlık aslında...

Kadim medeniyetimizde yüzsüzlüğe taviz verilmemiş... Hz. Ali, “İkiyüzlü insan, her iki yüzüyle de kaybeder.” demiş... İbn Haldun, toplumların sosyal yapısını inceleyen bir düşünür olarak, yüzsüzlüğü toplumsal çürümenin bir belirtisi vetoplumların ahlâkî değerlerinin zayıflaması olarak görmüş... İmam Gazali, yüzsüzlüğün insan ruhunu kirlettiğini ve kişinin içsel huzurunu bozduğunu belirtmiş... İyi bir insanın, samimi ve dürüst olması gerektiğini vurgulamış... Kindi, ahlâk ve erdem üzerine yazdığı yazılarında, yüzsüzlüğün insanın karakterini zayıflattığını ve güvenilirliğini yok ettiğini ifade etmiş... Dürüstlüğün, sosyal ilişkilerdeki en önemli erdemlerden biri olduğunu savunmuş... Fahreddin Razi, yüzsüzlüğü eleştirmiş, insanların kendilerini olduğu gibi göstermeleri gerektiğini belirtmiş... İkiyüzlülüğün, toplumsal adâletsizliklere yol açtığını vurgulamış... Kadim medeniyetimizde, yüzsüzlük ve ikiyüzlülük, ahlâkî bir çöküş olarak görülmüş ve bu tutumların birey ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri vurgulanmış... Dürüstlüğün, samimiyetin ve erdemli davranışların önemi dile getirilmiş...

Yüzsüzlük bir hastalık; yüzsüz olanın hasta olduğunu hiç kabul etmediği bir illet... Gösterişli gülüşlerle örtülen yüzsüzlüğün maskesi, eninde sonunda düşer... Gerçekten, yüzsüzlük, duygusuzca çalınan bir tebessümün acımasızlığı... Dürüstlüğün yokluğunda büyüyen bir karakter bozukluğu... Selam, sevgi ve saygılarımla.