Karar (Arapça, ḳarār -durma, sabit olma, istikrar, kesin hüküm veya tercih); bir iş veya sorun hakkında düşünülerek, tartışılarak verilen kesin yargı... ‘Karar’ sözcüğünün zıttı; tereddüt,şüphe,çekinme... Verdiğimiz her karar, geleceğe atılan bir imza, geçmişe çekilen bir set... Karar vermek; içinde korkuyu, umudu, rasyonaliteyi ve zaman zaman büyük bir belirsizliği barındıran tercih... Karar, yalnızca bir seçim değil; aynı zamanda seçmediklerimizden vazgeçiş, sadeleşme... Karar, tek seferlik bir şey değil; ardından gelen sadakat... Verilen karara emek vermek, sabretmek ve sorumluluğunu taşımak... Karar; kâr ve zarar bir arada olunca anlamlı... Karar, yolun sonu değil; insanın kendisiyle yaptığı bir sözleşme, özüyle örtüşme...

Karar, hem günlük hayatta hem hukuk ve yönetim dilinde ağırlığı olan bir kelime... Karar verince, bir işi sonuca bağlarız, ölçülü oluruz veya bir şeyi yapmaktan vaz geçeriz... Karar vermek ya da karar vermemek... Bir işi yapıp yapmamaya kesin olarak niyetlenmek, seçeneklerden birini seçmek... Karar kılmak; birçok seçenek arasından biri üzerinde yoğunlaşmak, onda mutabık kalmak... Karara bağlamak; bir tartışmayı veya belirsizliği kesin bir sonuca ulaştırmak... Karar aldırmak, bir yetkiliye veya kurula belli bir yönde seçim yaptırmak... Kararı basmak(argo), aniden ve kesin bir şekilde kararını uygulamaya koymak...

Kararını değiştirmek, daha önce verilen bir karardan vazgeçmek... ‘Karar’ sözcüğü, ölçü ve denge anlamında da kullanılır... ‘Azı karar, çoğu zarar’, bir şeyin az miktarının yeterli ve faydalı olduğunu, fazlasının ise sıkıntı yapacağını söylemek... ‘Her şeyin azı karar, ortası yarar, çoğu zarar’, dengeli yaşamanın ve aşırılıktan kaçınmanın önemini vurgular... “Karar vermek bir başlangıçtır. İnsan, karar verdiğinde aslında hızla akan bir nehre atlamıştır ve karar anında hiç öngörmediği yerlere doğru sürüklenmektedir.” (Paulo Coelho)... “Doğru karar tecrübeden gelir; tecrübe ise yanlış kararlardan.” (M. T. Cicero)...

Karar verdiğimizde, geleceğimiz ve kim olduğumuz hakkında seçim yaparız... Karar vermenin ağırlığı, seçim sonrası doğacak sorumluluk yüzünden... Bir tercih yapmak, diğerler seçeneklerden vazgeçmek demek... Beynimizdeki duygu merkezleri zarar gördüğünde, en basit mantıksal kararları bile vermekte zorlanırız... Karar vermek, verilerin analizi ve verilerin içimizde yaptığı yankıyı hissetme yetisi... Ne kadar çok seçim yaparsak, irademiz o kadar hasar görür... Verilen hatalı, yanlış kararların ve kontrolsüz eylemlerin sebebi; zihnimizin ve kalbimizin seçim yapmada bilgi ve ilgi eksiği nedeniyle yorulmasından... Çok fazla seçenek, zihnimizi kilitler ve bizi analiz yapmada etkisiz kılar... Mükemmel kararı ararken, hiç karar verememek, en kötü karardan bile daha yıpratıcı olur... Elbette, karar vermek, her zaman bir risk taşır. En iyi olduğunu düşündüğümüz kararın dahi güvenlik garantisi olmaz... Hayatıncilvesi, bizi bazı belirsizliklere iter... En iyi karar, bizim için ne kadar mantıklı ve değerlerimizle ne kadar uyumlu?

Doğru olan, sorumluluğunu cesaretle üstlenebildiğimiz karar... Yoksa karar mı karar noktasına geliriz, bu da akıllara zarar... Kararsızlık da, aslında bir karar; faturası en ağır olan karar... Hayatımızda dönüm noktası sandığımız şey, aslında çok önceden verilmiş ancak fark edilmemiş karar... Bir söz söylemek ya da susmak... Bir adım atmak ya da geri durmak... Bir kapıyı kapatmak ya da aralık bırakmak… Kararsızlık, bizi sessiz ve etkisiz hâle dönüştüren etkili bir karar... Kararsız kaldığımızda, birilerinin ve zamanın,bizim yerimize karar vermesine izin veririz bir bakıma... Bu, birilerinin gölgesine dönüşmekle eş değer bir durum...

Karar vermek için her şeyi bilmek gerekmez...Hiçbirimiz hiçbir zaman her şeyitam olarak bilemeyiz... Karar, bilginin tamamlanmasını beklemez... Karar vermek için, cesaretin harekete geçmesi yeterli... Neyi seçtiğimizin bir bedeli var... Neyi seçmediğimizin de... Bu, kâr ya da zarar... Karar verdiğimiz an, saklamaya çalıştığımız gerçek yüzümüz ortaya çıkar... Çıkar, korku, erdem vb. her bir şey ayan beyan olur... Verdiğimiz karar, kim olduğumuzu ele verir... Kadim medeniyetimizde tasavvuf geleneğinde ‘niyet’,kararımızı şekillendiren ilk nokta... Kararımızın değeri, sonucuyla ve niyetimizle ilintili... Doğru niyetle verilmiş bir yanlış karar bile,bize aitse, bu zarar görünen bir kâr... Kârımız, kemâle ermemiz... Pişmanlıklarımız, yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan doğar; kararsız kalmalarımızdan beslenir... Kararlı olan, ârlı olandır... Kararının arkasında durandır... Tevekkül ise kararsızlık değil... Tevekkül, karar verip elinden geleni yaptıktan sonra sonucu teslim etmek...Tevekkül, karardan kaçmak değil; kararın yükünü taşımak...

Hamle bizden, netice Allah’tan... Hamlesiz bekleyiş, tevekkül değil; sorumluktan kaçış...Hayatımız, kapılarla dolu... Bazı kapılar ardına kadar açık, bazıları kapalı ve kilitli... Mesele, kapının kapalı olması değil, bizim, eşikte durup durmamamız... Karar, kapıyı görmekten ziyade; eşiği geçmekle ilgili... Eşik, kararsızlığın mekânı... Eşikte oturunca, kararsızlık içimize oturur... Ne içeridene dışarıda oluruz... Kapıyı açmak mı, kapatmak mı? Karar, böyle bir şey... Kapılar kapanmadan yenileri açılmaz...Kararsız kalmak, kapı bulamamak değil; kapatılmayan kapılarda beklemekle alâkalı... Yarım bırakılmış karar, açık kalmış kapı gibi... Rüzgâr içeri girer ve düzen altüst olur... Düşünmek, oturur hâlidir aklın... Karar vermek ise, düşüncenin ayağa kalkması... Hamle yapmayan düşünce, oturduğu yerde döner de döner, en sonunda fırıldak olur...

Satrançta bazı hamleler geri alınamaz... Aldığımız bazı kararlar da öyle...Hamle yapmamak, oyunu kaybetmenin en kestirme yolu... Hatalı veya yanlış bir hamle düzeltilebilir belki... Hamlesizlik en kötüsü; karaktere dönüşür... Karar verebilmek, insan olmanın ve insan kalmanın bedeli... Kararlı olmak ve karar verebilmek için ne mi yapmalı? Başkalarının peyki değil, kendimiz olmalıyız, kendimize egemen olmalıyız... Her daim net olmalıyız... Kararımızı ertelemeyi bilmek de iyi bir karar olabilir... Ertelediğimiz her karar, verdiğimiz ara bir karardır... Ancak, kararsızlık başka... Kararsız kalmayı, tarafsızlık sanmak ise, ya ihanet ya da gaflet...

Kararsız kalan, çoğu zaman en güçlü ihtimalin safında yer alır... Sessizlik de bir tercih... Doğru kararın da kusursuz olanı yok... Doğru karar, arkasında durulan karar... Emek verilen karar... Emek verdiğimiz her bir karar, karakterimizi şekillendirir... Karar verdikten sonra sürekli geriye bakmak, bizi yıpratmaya devam eder... Seçtiğimiz yolu anlamlı kılan şey, arkaya bakmadan ilerlemek... Verdiğimiz karar, zarar da kâr da olsa, kendimize verdiğimiz söz olmalı... Tutulmayan söz, önce özümüzü yaralar... Başımıza na gelenlerle değil; verdiğimiz ve veremediğimiz kararlarla inşa oluruz...

İbretlik bir hikâye: ‘Molla Kasım’, keskin bir kararlılığın, körü körüne bir kuralcılığın ve sonradan gelen büyük bir pişmanlığın figürü... Mâlum efsaneye göre, Yunus Emre, üç bin şiirden oluşan bir divan yazmış... Yunus Emre vefat ettikten sonra bu divan, devrin kuralcı, şekilci ve her şeyi zahiri (dış) kurallara göre yargılayan bilgini Molla Kasım’ın eline geçmiş... Molla Kasım, bir su kenarına oturmuş ve şeriata aykırı, akla uymayan, fazla abartılı bulduğu şiirleri ayıklamaya başlamış... Kendi doğrularından o kadar eminmiş ki, hiçbir tereddüt göstermeden, divandaki şiirlerin bin tanesini yakmış, bin tanesini nehre atmış... Molla Kasım, kalan son bin şiiri okumaya devam ederken şu beyit ile karşılaşmış: “Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme... Seni sığaya çeken bir Molla Kasım gelir.”... Bu beyti okuyan Molla Kasım, dehşet içinde kalmış, hatasını, yanlışını anlamış, pişman olmuş... Molla Kasım, kalan şiirleri öpüp başına koymuş ve onları canı pahasına korumuş...

Molla Kasım ve Kararsız Kasım (Kazım)... Molla Kasım, kararlı olanı... Kararsız Kasım’larla hangi kararı alabiliriz ve uygulayabiliriz ki... Kasım’ların ‘Asım’ olması şart, Molla Kasım misâli... ‘Asım’ ismi; güçlü, cesur, koruyucu,iffetli, koruyucu anlamında... ‘Kasım’ adı; Kasım (Arapça, Qāsim) kelimesi, taksim eden, bölen, paylaştıran mânâsında... Selam, sevgi ve saygılarımla.