Asansör (Fransızca, ascenseur; Latince, adscandere -basamak çıkmak, tırmanmak), elektrikli (halatlı) ve hidrolik olanmekanik tırmanma aracı... Asansör, dikey taşımada kullanılan,bir kabin, karşı ağırlık ve bunları hareket ettiren bir motor mekanizması... Asansör, gökdelenlerin inşasını mümkün kılan önemli bir icat... Asansörün parçaları: Kabin, karşı ağırlık, halatlar (çelik teller), elektrik motoru, kasnak (makara), raylar ve kontrol sistemi... Asansörde, kabin ile karşı ağırlık birbirine bağlı... Karşı ağırlık, kabin ve yarı yük ağırlığının toplamı... Böylece elektrik motoru, tüm yükü kaldırmaz; sadece ağırlık farkını hareket ettirir... Bu, enerji tasarrufu ve güvenlik sağlar... Asansörlün güvenli olması için yasal olarak aylık bakımlarının ve yıllık kontrollerinin yapılması zorunlu... Kontroller sonucunda asansörlere yapıştırılan renkli etiketler; yeşil (kusursuz), mavi (hafif kusurlu), sarı (kusurlu, 60 gün içinde düzeltilmeli), ve kırmızı (tehlikeli, kesinlikle kullanılmamalı)...

Bakımı yapılmayan asansör, atıp ya da asıp tutmakla işlevini yerine getiremez... Asan veya asmayan sör değil asansör... Emme basma tulumbanın, insanın ve eşyanın dikey taşınmasına evrilen biçimi... Asansör, yükselişin mekaniği olmasının (fizikî anlamının) ötesinde, beyin gönül fırtınasında düşüşün de bir bakıma derin sessizliği... Asansör, hayatımızda en sıradan bir araç... Her gün içine bineriz, bir düğmeye basarız ve düşünmeden ineriz ya da çıkarız...Asansör, yalnızca katlar arasında değil, iç dünyamızda, toplumsal konumumuzda ve ahlâkî duruşumuzda gidip gelmenin, gelgitleri yaşamanın da bir aracı... Asıl bu asansörün periyodik bakımı önemli... Asansöre, bakım sonrası yapıştırılan yeşil; etik değerlerimiz... Diğer renkteki etiketler, kadim medeniyet kodlarımızın ne denli içselleştirilebildiği ile ilintili... Olgun insan olabilmenin gereğidir, böyle bir asansöre binebilmek...

Manevî yükselmek,güçle olmaz; akılla (bilinçle) ve yürekle (empatiyle ve merhametle) ve arasında doğru bir denge tutturmakla olur... Atıp, asıp, tutmakla, asansör tip olmakla değil... Asansör tip insan, çıkarı için bin takla atan ve bir yukarı bir aşağı çıkıp inen biri... Hâlbuki her yükselişin ve inişin bir denge bedeli var... Toplumda hızla yükselen insan, karşı ağırlığı görmezden gelir...Bilgi, emek, sabır ve fedakârlık olmadan yapılan yükseliş; halatı zayıf, freni sorunlu asansör gibidir... En ufak sarsıntıda durur ve tehlike arz eder... Asansörde hedef kata ulaşmak için düğmeye basmak yeterli; lâkin hayatta aynı kolaycılık yok... Hak edilmeyen görevler ve makamlar misâli... Torpil, rastlantı veya gösterişle çıkılan katlar, emekle çıkılan merdivenlerin yerini aldığında; insanın kendisi asansöre dönüşür... Böyle bir durumda, hangisi ehven, asansör mü, merdiven mi? Merdiven terletir, asansör rahatlatır... Merdiven güç kazandırır, asansör bağımlılık yapar ve insanı asansörleştirir...

Asansöre binenler yan yanadır; ancak niyetler, hedefler ve hikâyeler farklı... Birileri yukarı çıkmak ister, diğerleri inmek... Toplumun küçük bir izdüşümüdür bu...Aynı mekânda bulunmak, aynı yöne kitlenmek demek değil... Mâlum, asansörün en mühim parçası fren sistemi... Bunun insandaki karşılığı ahlâk...“Ahlâkı olmayanın ilmi, dizginsiz ata benzer.” (Hz. Ali)... Etik frenler olmadan yapılan yükselişler, hızla felakete dönüşür... Güç, makam ve ün; frensiz sistemde insanı felâkete götürür... Elektrik kesildiğinde asansör durur, düşmez... Asıl güvenlik, görünmeyen mekanizmalarda... İnsanı ayakta tutan şeyler de, öyle... Alkış, gösteriş değil; evrensel ve kadim medeniyet değerlerimiz... Asansörle hem yukarıya çıkılır hem aşağıya inilir... Sürekli yükseliş beklentisi, insanı insan olmaktan çıkarır... İnsan olabilmenin ve insan kalabilmenin tek çaresi, kemâle ermek... Bu, hem yukarıya çıkmakla hem aşağıya inmekle olur... Kaçıncı katta olduğumuz değil, hangi değerlerle oraya çıktığımız ya da indiğimiz önemli...

Düğmeler geçici, sistem kalıcı... Her iniş ve çıkış, bir gün duracağı katı bulur... Asıl, duracağımız katı, beyin gönül fırtınasında, bizim bulmamız... Bu nasıl mı olur? Kadim medeniyet kodlarımıza dönerek, çıkar uğruna fırıldak olup dönmeyerek... Kadim medeniyet değerlerimizi hayata geçirerek... Bu; yükselişi katlarla değil; kıymetle ölçmekle olur... Fikirle, zikirle, şükürle ve takvâyla olur... Asansör, düğmeye basanı yukarı taşır; niyetini, ahlâkını ya da liyakatini sorgulamaz... Hak buyruğu: “Allah katında en üstün olanınız, takvâca en ileride olanınızdır.” (Hucurât, 13)... Hakiki yükseliş, zahirde (görünende) değil, bâtında (gizlide, içyüzde, görünmeyende, derinde)... Makam yukarı çıkarabilir; insanı asıl yücelten şey, yüksekteyken eğilmeyi bilmek...

Asansörde, karşı ağırlık sisteminin insandaki karşılığı, nefs... Asansörün dengede durması, karşı ağırlığa bağlı... İnsan da öyle... Bu, nefs terbiyesi... Nefs terbiye edilmezse, yükseliş dengesiz olur... “Nice insanlar vardır ki merdivenle çıktığı yere, nefsiyle düşer.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)... Katlara, asansörle inip çıkmak, çaba gerektirmez... Unutmayalım, emeksiz yükseliş, içi boş bir harekettir... Asansör veya merdiven... Merdiveni veya asansörü kullanmak, tembellik değil;zekâyı kullanmak, görünmez zihnî emek... “Bilgi amel edilmezse, sahibinin aleyhine delil olur.” (İmam Gazâlî)... Çıkış, elbette güzel... İniş de öyle... İniş, nefis terbiyesi sınavı... Nice insanlar var ki, yükselince azgınlaşır; düşünce olgunlaşır... “İnsan kendini müstağni(hiç kimseye muhtaç duymaz ve kendi kendine yeterli) gördüğünde azgınlaşır.” (Alak, 6–7)... Mesele yükseklik değil; istikamet... Doğru istikamete, manevî asansörle (ahlâkla, emekle, sabırla ve takvâ ile) varılır...

Siyaset, uzun, yürümeyen veya yürüyen bir merdiven mi, asansör mü? Siyasetin formatı, yürüyen merdiven ve asansörle ne kadar bozuldu? ‘Yürüyen merdiven ve asansör siyaseti’, insanı zahmetsizce hedefe ulaştırır... Siyasette hızla hedefe ulaşanların (asansör siyasetçilerin) en büyük zaafı; halkı kat numarası zannetmeleri... Bir o yana bir bu yana savrulmaları, parti değiştirmeleri... Yanardöner olmaları, çıkar uğruna dün söylediklerinin bugün tam tersini söylemeleri... Asansör siyasetinin en çarpıcı karşılığı, liyakat yerine düğmeye basılması... Yakınlık, sadakat ve kuru gürültü; ehliyetin önüne geçtiğinde asansör çalışır... Düğmeye basan, yukarı çıkar; hak eden, sırasını bekleyen değil... Böylesi hengâmede yukarıdakiler çoğalır, yük hafiflemez... Asansör kabini tıklım tıklım doludur; lâkin taşıdığı ağırlık, sorumluluk değil, sadece beklentidir... Asansörün çalışması için karşı ağırlık şart...

Siyasette bu karşı ağırlık, denetim mekanizması (hukuk, basın, vicdan, istişare, muhalefet)...Karşı ağırlık devre dışı bırakıldığında da asansör hareket eder; ancak güvensiz bir vasıta olarak... Dengede durduğu zannedilen, aslında boşlukta duran iktidar veya muhalefetyükselir, sistem sallanır... Unutulmaması gereken gerçek; asansörün gerçek güvenliğinin motorunda değil, freninde olduğu... Siyasetteki fren, ahlâk ve hesap verebilirlik... Güç frensiz kaldığında, düşüş hem iktidarı hem muhalefeti aşındırır... Asansör, bir gün durur, elektrik kesilir, sistem çöker, düğmeler işlemez... O zaman herkes merdiveni arar ya da yürümeyi tercih etmek zorunda kalır... Siyasette de böyle... Asansör siyaseti, yukarı çıkmayı kolaylaştırır; ancak orada kalmak kolay değil... İşin özü; kaçıncı katta olduğumuz değil, asansör kabinini kiminle doldurduğumuz... Bu da, tabana kuvvet siyasetiyle olur...

Asansör,zamanı kısaltır, yolu öğretmez... Düğmeye basmak kolay;basamağı taşımak zor... Hayatın gerçeği, yukarı çıkan çok,yükünü hafifleten insan çok az... Bu yüzden, sessiz düşüşler,en yüksek katlardan olur... Asansör insanımızı yükseltir, insanlığımızı değil... Bir zamanlar, eğitim, merdivendi... Okumaktı, düşünmekti, yanılmaktı, tekrar denemekti… Şimdi ise, eğitim çoğu yerde asansöre ve gösterişe dönüştü... Deneme sınavları, şınav çeker hâle dönüştü... Bilgi yüklü canavarlar çoğaldı... Bilgi hikmetsiz, ilim irfansız, insan arsız oldu... Asansör, her bir şeyi maksadının dışına taşıdı... Bürokraside dosyalar hızla yükseldi, sorumluluk inişe geçti... Cemaatlerde yükseliş, hizmet adıyla maskelendi; sorgulamak ayıp, durmak şüpheli,inmek neredeyse ihanet sayıldı... Firavun’un da asansörüvardı, kontrolsüz güç... Roma’nın asansörü ihtişamdı,çöküşü gürültülü oldu... Anlayana, anlamayana asansör mü lâzım? Bize, her birimize tek lâzım olan şey; nemelâzım dememek ve gerektiğinde yürümesini bilmek... Selam, sevgi ve saygılarımla.