Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, 2026 yılı Temmuz ayında merkezi yönetim bütçesi 378,1 milyar TL açık verdi. Söz konusu dönemde bütçe giderleri 1 trilyon 790,5 milyar TL olarak gerçekleşirken, bütçe gelirleri 1 trilyon 412,4 milyar TL seviyesinde kaldı. Temmuz ayına ilişkin olarak bütçe açığının oluşumunda, özellikle faiz ve cari transferlerdeki harcama artışına karşın vergi gelirlerinin aynı ivmeyi yakalayamamasının belirleyici etkisi olduğu görülüyor.

Bütçenin gider tarafındaki göstergeler, kamu harcamalarındaki yükselişin farklı harcama gruplarına yayıldığını ve bu durumun bütçenin gider tarafındaki baskıyı artırdığını ortaya koyuyor. Bütçenin gelir tarafında ise farklı bir görünüm ortaya çıkıyor. İlk yedi ayda toplam vergi gelirlerinde yüzde 37,3 oranında artış gerçekleştiği görülüyor. Vergi türleri bazında değerlendirdiğimizde Kurumlar Vergisindekibelirgin bir gerileme dikkat çekiyor. Kurumlar Vergisi Temmuz’da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 69,8 oranında azalması, yüksek finansman maliyetleri ve iç talepteki zayıflamanın, şirketlerin kârlılığını sınırlayarak vergi gelirleri üzerindeki etkisininbelirginleştiğine işaret ediyor. Diğer yandan ÖTV yıllık bazda %5,1 oranında artarken, petrol ve doğalgaz ürünlerinden elde edilen ÖTV’nin, eşel mobil uygulamasının etkisiyle Temmuz ayında yıllık %36,1’e gerilediği görülüyor.Son dönemde özellikle iç talepteki yavaşlamaya paralel olarak tüketim üzerinden alınan vergilerdeki yavaşlama dikkat çekiyor.2026 yılının ilk yedi ayında merkezi yönetim bütçe gelirlerine ilişkin rakamlar, toplam gelirler ve vergi tahsilatı açısından yıl sonu bütçe hedefleriyle paralel ilerlediğini gösteriyor.

Küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinin yükseldiği ve bu eğilimin önümüzdeki dönemde de devam etmesinin beklendiği bir konjonktürdeyiz. Diğer yandansavunma harcamalarındaki küresel artış eğilimi, önümüzdeki dönemde kamu bütçeleri üzerinde ilave bir baskı oluşturabilecek unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Mevcut belirsizlikler karşısında yeni bütçe ve OVP’nin, farklı ekonomik ve jeopolitik senaryolar karşısında mali açıdan sürdürülebilirliği sağlayabilecek esnekliğe sahip olması önem taşımaktadır.

TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, 2026 yılının ikinci çeyreğinde mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranının yüzde 7,9 seviyesine gerilediği görülüyor. Verilerde işgücüne katılım oranında ve genç işsizliğindeazalma görülüyor. Diğer yandan geniş tanımlı işsizlikte (atıl işgücü), yüzde 29,9 oranında sınırlı bir çekilme eğilimi görülüyor. Rakamlar istihdam piyasasında görece sınırlı toparlanma olduğunu gösteriyor. Ancakişgücü piyasasına ilişkin verileri yalnızca niceliksel boyutuyla değerlendirmemek gerekiyor. Bu konudaki yapısal sorunların bütüncül bir perspektifle irdelenmesi gerekiyor. Özellikle eğitim sistemi ile üretim ve istihdam yapısı arasındaki ilişkinin birlikte değerlendirilmesi ve geliştirilmesi önem arz ediyor.