Küresel ekonomide 2025 yılı enflasyonla mücadelede önemli adımların atıldığı, jeopolitik gerilimlerin etkilerinin hissedildiği ve ABD’nin gümrük tarifeleri ve bunlara yönelik endişelerin ekonomi politikalarına yön verdiği bir yıl oldu.
2026 yılına girerken makro veriler hem küresel hem de ulusal ekonomide en azından 2025 ve daha geçmişe göre olumlu bir görünüme işaret ediyor. Küresel düzeyde enerji fiyatlarının aşağı yönlü seyretmesi, jeopolitik risklerin 2025 yılına göre nispeten azalması, ABD’nin gümrük tarifelerine ilişkin hafifleyen uygulamalara bağlı olarak endişelerin azalması, faiz indirim döngülerinin devam edeceğine ilişkin beklentiler küresel konjonktürde makroekonomik dengeler açısından elverişli bir arka plan sunmaktadır. Fakat bunun yanında Venezuela hadisesinde görüldüğü üzere benzeri müdahalelerin küresel ekonomiye muhtemel negatif etkileri de gözardı edilmemelidir.
Ulusal düzeyde ise enflasyonun aşağı yönlü seyri, TCMB’nin rezervlerindeki artış, CDS primindeki gerileme, büyüme performansının görece olumlu seyretmesi dengelenmeye işaret eden görünüm arz ediyor. Bu bakımdan 2026 yılı hem küresel hem de ulusal ekonomilerde risklerin tamamen ortadan kalkmadığı ancak önceki yıllara göre yönetilebilir olduğu bir görünüm sunmaktadır.
2026 yılında konuşulacak pek çok başlık bulunmakla birlikte, bölgesel jeopolitik risklerin önümüzdeki yılda da gündemde yerini korumaya devam edeceği görülüyor. Diğer yandan son dönemde bazı spesifik alanlar ön planda. Özellikle yapay zeka uygulamaları, teknolojik ve ekonomik gündemde kendine önemli yer edinerek pek çok alanda köklü dönüşümlere öncülük etmektedir. Dolayısıyla önümüzdeki yılda da bu uygulamaların ekonomi üzerindeki etkisi gündemin önemli bir parçası olmaya devam edecektir. Bununla birlikte teknoloji odaklı büyüme temaları, digital dönüşüm ve yeşil dönüşüm önümüzdeki yılda da sıkça konuşacağımız başlıklar arasında olacağı ifade edilebilir.
2026 yılında FED’in faiz indirim döngüsünün devam edeceğine ilişkin beklentiler, parasal gevşemenin bir süre daha devam edeceğini göstermektedir. Ancak bu ortam enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Ülkeler arasında iç politika dinamikleri ve öncelikli gündem maddelerinde önemli ayrışmalar bulunmakla birlikte Avrupa’da savunma, enerji dönüşümü ve altyapı yatırımları gibi temel başlıklar gündemde yerini koruyor. Bu başlık altındaki gelişmelerin 2026 yılında kamu harcamaları üzerinden ekonomik aktiviteyi desteklemesi, büyüme tarafındaki beklentileri yukarı yöne çeviriyor. Ancak son dönemde artan borçlanma maliyetleri ve bütçe açıklarının, kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırdığını müşahade ediyoruz Ülkelerin, artan borçlanma maliyetlerinin baskısı altında zaman zaman politika üretmekte zorlandığını izliyoruz. Söz konusu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde 2026 yılı küresel ölçekte bütçe dengelerinin giderek daha fazla tartışıldığı, tasarruf kavramının öncelendiği bir yıl olacağı anlamına geliyor.
Asya ekonomilerinde ise 2026’ya girilirken bölgesel ayrışmaların daha belirgin olduğu görülüyor. Çin ekonomisinde, ABD kaynaklı ekonomik ve ticari baskılara rağmen büyümede yukarı yönlü revizeler gerçekleşiyor. Benzer şekilde Japonya da ise iç talepteki toparlanmanın etkisiyle 2026 mali yılı için ekonomik büyüme beklentisinin yukarı yönlü revize edildiği görülüyor. Bununla birlikte Japon Merkez Bankasının son faiz artırımının Yen üzerinde kalıcı bir değerlenmeye sebep olmaması, piyasalarda Yenin zayıf seyrinin bir süre daha devam edeceği yönündeki algıyı güçlendirmekte. Diğer yandan Hindistan ekonomisinde iç talebin güçlü seyretmesi, altyapı ve imalat yatırımlarının etkisiyle Hindistan’ın 2026 yılında Asya ekonomileri içerisinde görece güçlü bir ekonomik performans sergilemesi beklenmektedir.
2026 yılında Türkiye ekonomisinde ise küresel piyasalardaki olumlu görünüm, dış talepteki iyileşme ve hane halkı tüketiminin dirençli seyrini korumasına bağlı olarak büyüme görünümünde daha da iyileşme beklenebilir. 2026 yılında deprem harcamalarının azalması büyümeyi aşağı yönlü çekebilecek nitelikte olsa da, 2026 için öngörülen sosyal konut harcamaları ve yılın özellikle ikinci yarısından sonra, yılın başından itibaren kademeli olarak aşağı yönlü seyredeceği beklenen faizlerdeki düşmeye paralel olarak konut finansmanının daha da rahatlaması neticesinde inşaat sektöründeki hareketlilik büyümeyi yukarı yöne çekebilecek faktörlerden olduğu ifade edilebilir. Buradaki hassas nokta, sektördeki hareketlenmenin konut fiyatlarına yukarı yönlü yansıyıp enflasyona muhtemel negatif tesiri hususuna dikkat.
Türkiye ekonomisinde 2026 yılının ilk yarısı, mevcut politikaların korunacağı ve bu doğrultuda dezenflasyon programına bağlı, faizin kademeli olarak gevşetildiği bir sürecin devam edeceği öngörülebilir. 2025 yılında yaklaşık %42 ile başlayan enflasyonun yılın sonunda %30,89’a gerilediği görülüyor. Önümüzdeki yıl, maliyet kaynaklı baskılar ve tüketici alışkanlıkları gibi etkenler göz önüne alındığında, daha yavaş düşen bir enflasyonla karşı karşıya kalacağımızı ifade edebiliriz. Önümüzdeki yıl TCMB’nin para politikası kararları alacağı toplam sekiz PPK toplantısı bulunuyor. TCMB faiz kararlarında, dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde faiz indirimine gitmektedir. TCMB’nin geride bıraktığımız 2025 yılına ilişkin kararlarında, enflasyonun seyrine bağlı olarak faiz indiriminin yanı sıra faizi sabit tutma yönünde kararları bulunmaktadır. Bu nedenle 2026 yılı enflasyonun nasıl bir patika izleyeceği, faiz kararlarında belirleyici rol oynayacaktır. Bazı makro verileri yaklaşık olarak tahminleyecek olursak;
*2026 yılı büyüme tahmini: % 4
*2026 yılı sonu (TÜFE) tahmini: % 23-24
*2026 yılı sonu işsizlik oranı tahmini: % 8,5-8,7
*2026 yılı sonu cari açık (milyar dolar) tahmini: 25 milyar dolar
*2026 yılı sonu politika faizi tahmini: % 29-30
