Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, 2026 yılı Ocak ayında merkezi yönetim bütçesi 214,5 milyar TL açık verdi. Söz konusu dönemde bütçe giderleri 1 trilyon 635,8 milyar TL olarak gerçekleşirken, bütçe gelirleri 1 trilyon 421,2 milyar TL seviyesinde kaldı. Aralık ayına kıyasla bütçe açığında gerileme kaydedildiği görülüyor. Bütçenin alt kalemlerinde Ocak ayı itibarıyla bütçe giderleri içinde faiz giderlerinin payı yüzde 15,3 olarak gerçekleşti. Bütçede faiz giderlerinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüksek bir artış görülüyor. Bu durum toplam bütçe dengesine olumsuz bir etki yapmaya devam ediyor. Diğer yandan geçen yılın aynı ayına göre faiz dışı dengede iyileşmenin belirginleştiği görülüyor. Bütçenin gider tarafındaki artışı dengeleyen unsur, gelir tarafında kaydedilen güçlü performans olduğu görülüyor. Vergi türleri bazında değerlendirdiğimizde Ocak ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla gelir vergisinde yüzde 71,4, kurumlar vergisinde yüzde 71,5, dahilde alınan KDV’nde yüzde 80,6 oranında artış gerçekleşirken özel tüketim vergisindeki artış yüzde 27,4, banka ve sigorta muameleleri vergisinde yüzde 36,9 artış görülüyor. Söz konusu veriler içinde gelir vergisi tahsilatındaki artışın bütçeye sağladığı katkı dikkat çekiyor.
Bütçe gerçekleşmelerini genel olarak değerlendirdiğimizde, faiz dışı harcamalarda görülen yavaşlama eğiliminin bütçe gerçekleşmelerine de yansıdığı ve önümüzdeki dönemlerde harcama kompozisyonunda daha kontrollü bir seyrin süreceğine işaret ediyor. Son dönemlerde bütçe tarafındaki rakamlar, dezenflasyonla mücadele sürecine yönelik politikalarda eşgüdümünün başladığı şeklinde değerlendirilebilir. Bununla birlikte alt kalemlerde faiz harcamaları gibi sürdürülebilirlik açısından temkinli değerlendirilmesi gereken kalemlerin varlığı da dikkat çekiyor.
Konut piyasasında bir süredir hareketlilik devam ediyor. Ancak konut satışların yılın ilk ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,7 düşüşle başladı. Konut satışlarındaki gerilemede, yüksek kredi faiz oranları ve enflasyon karşısında gelir artışlarının sınırlı kalmasının belirleyici olduğu görülüyor. Diğer yandan yüksek faiz ortamına rağmen ipotekli satışlardaki yıllık bazda görülen yüzde 15,7 artış, konut talebinde belirli gelir grupları için finansmana erişimin hala belirleyici rol oynadığına işaret ediyor. Konut Fiyat Endeksi ise Ocak ayı itibarıyla yükseliş eğilimini sürdürüyor. Konut fiyatlarında özellikle 2023 yılından itibaren yıllık artış hızında belirgin bir yavaşlama eğilimi görmeye başlamıştık. Mevcut durumda ise konut fiyatları nominal olarak artmaya devam etmekle birlikte, reel bazda gerileme görülüyor. Diğer yandan, inşaat maliyetlerindeki artış eğilimi fiyatlar üzerinde aşağı yönlü hareketi sınırlayan temel faktörlerden biri. Malzeme ve işçilik kalemlerinde devam eden maliyet baskısı, üretici tarafında fiyatların belirli bir seviyenin altına gerilemesini zorlaştırıyor. Dolayısıyla konut piyasasında ne tam bir durgunluk ne de belirgin bir canlılık söz konusu. Mevcut tablo, konut piyasasında maliyet ve kredi baskısı altında ilerleyen bir dengelenme dönemine işaret ediyor.
TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, 2025 yılının son çeyreğinde mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranının yüzde 8,2 seviyesine gerilediği görülüyor. Verilerde işgücüne katılım oranında artış ve genç nüfusta işsizlik oranında gerileme görülmekle birlikte, genç işsizlik oranının hala yüksek seviyelerde seyrettiğini söylemeliyiz. Diğer yandan özellikle son aylarda geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü) oranında önceki zirve seviyelerinden itibaren bir geri çekilme eğilimi gözleniyor. Rakamlar istihdam piyasasında görece sınırlı toparlanma olduğuna işaret ediyor. İşgücü verileri çok boyutlu dinamikleri içeriyor. Bu konudaki yapısal sorunların bütüncül bir perspektifle ele alınması gerekiyor. Bu noktada ülkemizde eğitim sistemi ile sektörlerin talep ettiği becerilerin bütünleştirilmesi, nitelikli işgücünün yetiştirilmesi açısından kritik öneme sahip.
