Garip (Arapça, garâbet –gurbet, garîb/ġarīb –yabancı); yurdundan uzak kalan; kendi cinsi arasında eşi ve benzeri bulunmayan, tek ve nâdir olan; bilinmeyen, müphem ve kapalı olan… Edebiyatta ‘garip/garîb’; ilginç, eşsiz, tek, orijinal anlamında övgü ifadesi… Bir söz veya şiirde garîb kelimelerin bulunması, o söz ve şiirin fasih kabul edilmemesine sebep bir durum… Bir kelimenin garîb kabul edilmesi, söylenişinin zor, kaba ve müstehcen olmasıyla, kulağı tırmalamasıyla, eskiden kullanılırken sonradan unutulmasıyla (mehcûr olmasıyla), zamanla anlam değişikliğine uğramasıyla, birden fazla anlama gelirken bunlardan bir kısmının terkedilmesiyle, az kullanılan veya yabancı bir dilden alınmasıyla alâkalı… Böylesi bir hâl özünde garip zaten… Herkesin anlayamayacağı sözcükleri bildiğini gösterme ya da bu tür lafızları kullanma ve taklit etme çabası, eskiye özlem duymayla ilintili… Elbette bize ait kelimeleri terk etmemeliyiz; lâkin yeniyle köprüleri de yıkmamalıyız, iletişimi kesintiye uğratmamalıyız… Maksadımız, ne kelimelerin içini boşaltmak olmalı ne de uyduruk sözcüklerle hakikati katletmek olmalı! Esas garip olan ahvâl bu…

Sözcüklerin garip olması, bir şekilde anlaşılabilir… İnsanın garip olması ise, anlaşılması oldukça zor… Garibi tanımak için, garip bir hayatı içselleştirmek gerek… Kibirden uzak, kişilikli ve karakterli olmak lâzım… “Ben bir garip insanım, ne tahtım var ne tacım, tut elimden, Allah'ım yalnız sana muhtacım.” (Necip Fazıl Kısakürek)… ‘Garip’ nedir, ne değildir? Garip olanı anlayabilmenin ilk basamağı, adı garip olan her bir şeye göz atmak olsa gerek… ‘Garip’ adlı ifadeler: Edebiyatımızda bir dönüm noktası olan, ‘Garip Akımı’ ya da ‘Birinci Yeni’nin başlangıcı kabul edilen, Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat tarafından 1941’de yayımlanan Garip adlı şiir kitabı… Kitapta, geleneksel ölçü, uyak ve sanatlı söyleyiş yerine gündelik hayatın dili, sıradan insanın duyguları ve ironik bakış açısı şiire taşınmış… Halk edebiyatında ‘Âşık Garip’ adlı çok meşhur bir âşık hikâyesi… Hikâyede, Garip ile Şah Senem’in aşkı, ayrılıklar, yolculuklar ve kavuşma dillendirilmiş… Âşık Garip, bir halk ozanının kullandığı bir mahlas (takma ad)… ‘Âşık Garip’ hikâyesinden esinlenen türküler ve destanlar var… Türkülerde ‘garip’ sözcüğü; düşkün, yalnız, gurbetçi anlamında kullanılmış… Garipnâme, Âşık Paşa (14. yüzyıl) tarafından kaleme alınmış Mesnevi tarzında yazılmış 12.000 beyitlik bir eser… ‘Garib-nâme-i Sultân Murad’, Arif (15. yüzyıl) tarafından yazılmış, 2. Murad dönemine ait, tarihî-tasavvufî bir eser… Türk halk müziğinde ‘garip makamı/ayak’, ezgi… Garip havası (Garip türküsü)… Âşık Garip’in şiirleri, halk arasında türkülere dönüşmüş… ‘Garip’ (1986 film, Kemal Sunal), komedi-dram filmi…
Hayatımız, bolluklar ve kalabalıklar içinde bile öylesine garip ki… Su sızdıran kırık bir testi gibi… İlk bakıldığında sağlam ve işlevsel görünen; ancak içine su koyunca, su koyuveren testi misâli… Hepimizin yaşadığı, adını koyamadığı bir durumu anlatan bir hâl bu… Anlamsızlıklar içinde anlam aramanın adı bu… Her olayda, her sorunda bir neden aramanın bahanesi bu… Anlamamız gereken, her anlam, tam olarak anlaşılamaz… Bir kısmı kelimelerde ziyan olur; kurulan bir cümlede yerine oturmaz, muhatımız ifadeyi maksadının dışında bir anlamda anlar. Bir şeyi hayâl edersin, lâkin gerçeklik onu başka bir yöne çeker… Anlam, hiçbir zaman tam olarak cuk diye yerine oturmaz… Duygulara dokunmak mümkün olmaz… Dokunmak daha çok acıtır… Sevgi, korku, öfke vb. her bir his, sıcak bir rüzgâr gibi yürekleri kavurur… Sonrasında, garip olan her bir şeyi, farkına varmadan, beyin denilen kara kutumuzda depolamaya devam ederiz… Acılarımız azaldı sanırız, hâlbuki daha çok azar… Azar azar, için için içimizi bozar… Hafif sandığımız acılar çekilmez ağırlığa ulaşır, belimizi büker… Garip olan; kara kutumuzun kapısı hep korumasız ve açık olması… Kara kutudaki geçmişe dair bir fotoğraf, eski bir cümle, unutulmuş bir koku inceden inceye sızar… Garip olmak işte böyle bir şey… Bunu açıklayan en güzel söz: “Bir garip ölmüş diyeler. Üç günden sonra duyalar. Soğuk su ile yuyalar. Şöyle garip bencileyin” (Yunus Emre)… Fâni olanız… Beşikten mezara yola koyulanız… Doğarken de ölürken de hep yalnızız… Garibiz, garip olarak son nefesimizi vereceğiz… Garip ve boynu bükük bir hâlde Hakk’ın huzuruna çıkacağız… Ölüm, sadece ölene, gerisi kime ne? Ölüm anı ve öldükten sonraki hâl, garip… Ölüm haberi duyulsa da, duyulmasa da… Ölüm gerçeğinden kim kaçabilir ki… Dünya zevklerinin ardından eninde sonunda, nasipse eğer, teneşire (ölünün yıkandığı taşa) yatırılıp soğuk suyla yıkanacağımız hakikatini kim inkâr edebilir ki… Her birimiz, ‘şöyle garip bencileyin’iz, bizden daha garip ve zavallı olan yok… Garip geldik, garip göçeceğiz dünyadan… Garip, kimsesiz, boynu ve beli bükük… Garip olmayan, Yaratan’ı yâr edinen…
Kadim medeniyetimizde ‘garip’; dünyevî işlerden uzak durup ahirete yönelen, Allah'a yakın bir hayat süren insan… “İslam, garip olarak başladı, garip olarak dönecektir. Gariplere müjdeler olsun!” (Hadis-i Şerif)… Garip; hakkı savunan ancak toplumun çoğunluğu tarafından anlaşılmayan veya dışlanan kişi… İmam Gazali, garipliği kalbin dünyadan soyutlanması ve yalnızca Allah'a yönelmesi olarak ifade etmiş… “Garip, nefsine garip olandır.” (İmam-ı Gazali)… İmam Gazali'ye göre asıl gariplik, dış dünyada değil, kişinin kendi nefsine karşı hissettiği yabancılık, nefsinin kötü arzularından ve dünyevî isteklerinden uzaklaşması, kalben özgürleşmesi… İbnü'l-Cevzi, ‘garip’i; dinin ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalıp, sonradan ortaya çıkan bid'at ve hurafelere karşı duran bilge, sünnete ve Kur'an'a bağlı olan kişi diye açıklamış… İbnü'l-Cevzi'ye göre bu gariplik; bir kınama değil, aksine bir övgü ve kurtuluş… Abdülkadir Geylani ‘garip’liği, kişinin manevî makamları aşması, ilahî huzura ulaşması için zorunlu bir nefsî terbiye ve hakikat yolculuğu olarak söylemiş… ‘Garip’ ve ‘gariplik’ hakkında söylenen garip sözler: “Yabancılaşma, kişinin kendisini kendi özünden ayrı görmesidir. Yabancılaşma, insanın başkalarına karşı olduğu kadar kendine de yabancı olmasıdır.” (Jean-Paul Sartre)… “En garip olan, en özgün olandır.” (André Gide)… “Garip olan, uyum sağlamak için kendini değiştirmeye çalışmaz. O, olduğu gibi kalır ve dünyanın onu kabul etmesini bekler.” (T.S. Eliot)… Herkes gibi olmak zorunda değiliz… Farklı olmak, garip olmak, alında bizi biz yapar… Garip olmayı becerebilmek, kişisel kimliğimizi ve karakterimizi özgün kılar… Bize dayatılan kalıpların dışında kalmak, bizim gerçek gücümüz… Asıl garip olan şey; sallabaş olmak, konu mankeni olmayı kabullenmek… Gerçek gariplik, bir dışlanma veya yalnızlık hâli değil… Gerçek gariplik; özgürlük, bilgelik ve özgünlük demek…
Bize garip gibi gelen olayların ardındakini görememek, esas garip olan durum… Olağanlaşan garipliklerin farkına varabilsek, garip olan dünyada Yaratan’ın mucizelerini anlayabilirdik… Zerreden âlemlere gizemli bir garip yolculuk yapabilirdik, kim bilir belki de… Garip olan, garipliğini bilmeyen kişi… Garip olan, garip bir şeyin, garip olarak algılanmaması… Garip dünyada, garip olmayan o kadar çok gariplikler içinde yaşadığımızı sanmak, gerçekten garip değil mi? Bektaşi'ye sormuşlar: “Dünya öküzün boynuzlarının üstünde duruyormuş, ne diyorsun bu işe?” Bektaşi’nin cevabı: “Valla onu bilmem, ama buna inanan öküzlerin olduğunu biliyorum…”… Selam, sevgi ve saygılarımla.