Kavak yelleri’, ‘başında kavak yelleri esmek’ deyiminin kısaltılmış şekli... ‘Kavak yelleri’; genç olmak, sorumluluk duygusundan uzak, zevk ve eğlence peşinde koşmak... Gerçekleşmeyecek, olmayacak şeyler düşünerek vakit geçirmek... Ergenlik ve gençlik dönemindeki bireylerin, ciddiyetten uzak ve hayâlperest tavırları... ‘Kavak Yelleri’, Bir insanın, özellikle de gençliğinin baharında (15-25 yaşları arasında) hissettiği; nedensiz bir iç sıkıntısı, huzursuzluk, yerinde duramama hâli, karamsarlıkla karışık bir heyecan ve tutkulu arayışları... Bu, kişinin kendini ve hayatın anlamını bulmaya çalıştığı, duyguların en yoğun yaşandığı dönemle ilintili... Gençlik döneminde yaşanan ve kalıcı olmayan, gelip geçici romantik ilişkiler veya heyecanlar...

Kavak ağacı, ince ve uzun yapısı, yapraklarının saplarının ince ve esnek olması nedeniyle en ufak bir rüzgârda dahi hışırdar, sallanır, ses çıkarır... Kavak ağacı sürekli hareket halinde olan bir ağaç... Kavak ağacının bu huzursuzluğu, gençlik çağındaki bir insanın içinde esen fırtınalara benzetilmiş... Kavak yelleri (rüzgârları) kavak ağacını durmaksızın hışırdatıp sallarsa, gençlik yıllarında da insanın içinde sebepsiz bir rüzgâr, bir huzursuzluk eser...Genç, yerinde duramaz, sürekli bir arayış içinde olur... Gencin, içi içine sığmaz, nedensiz bir hüzün, nedensiz coşkulu bir heyecan kaplar iç dünyasını... Bu benzetme nedeniyle, ‘kavak yelleri esiyor’ denmeye başlanmış... ‘Kavak Yelleri’, kültürümüzde ve edebiyatımızda gençliğin, ilk aşkların ve büyüme sancılarının en güzel ifadelerinden biri olmuş... ‘Kavak Yelleri’, Reşat Nuri Güntekin tarafından yazılan, 1950’de yayınlanan roman... Romanda, İstanbul'dan Anadolu'da bir kasabaya idealist duygularla gelen Doktor Sabri Bey'in hayatı ve görev yaptığı kasabadaki sosyal ilişkilerini ve kasaba ahlâkını anlatmakta... Doktor Sabri Bey, vatanına hizmet etme aşkıyla dolu biri... Sabri Bey, kasabanın dar görüşlülüğü ve entrikalarıyla mücadele eder... Roman, idealizm ile gerçekler arasındaki çatışmayı ve bir bireyin zamanla değişen iç dünyasını derinlemesine ele almakta... Barış Manço'nun ‘Kavak Yelleri’ isimli şarkısı, bu ruh hâlini en iyi anlatan bir eser... Şarkının sözlerinde gençliğin ‘deli’ ve ‘hüzünlü’ fırtınaları hissedilir... 2007-2011 yılları arasında yayınlanan "Kavak Yelleri" isimli gençlik dizisi, lise ve üniversite yıllarındaki günümüz gençlerinin hayâl kırıklıklarını ve içlerinde esen ‘kavak yelleri’ni anlatmakta... Edebiyatımızda ‘kavak yelleri’ tiplemesinin birçok yansıması var... Reşat Nuri’nin ‘Çalıkuşu’ndaki Feride, Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ndeki Kemal, şiirlerdeki delikanlı, âşık figürleri... Kültürümüzde ‘delikanlılık’ tabiri... Bu; deli gibi akan kan, yani durmadan esen bir iç rüzgâr... ‘Başında kavak yelleri esen’ tiplemesi”, yalnızca bir yaş dönemini değil, insanın varoluşsal bir katmanının temsili... Her insan, hayatının bir evresinde bu rüzgârı hisseder, gençliğinde, bir aşkta, bir hayâlin eşiğinde...

Kadim medeniyet değerlerimizden bihaber gençlerin başında esen kavak yelleri, aile yapımızın ne derece dejenere olduğunu yansıtmakta... Böylesi ‘Kavak Yelleri’nde öne çıkan temalar: Gençlik ve ilişkiler (gençlerin aşkları, arkadaşlıkları ve sosyal ilişkileri)... Aile ilişkileri (ailelerin gençler üzerindeki etkileri ve çatışmalar)... Sosyal sorunlar (gençlerin karşılaştığı sosyo-ekonomik zorluklar ve bunların üstesinden gelme çabaları)...Politik iklim (dönemin politik atmosferi, gençlerin düşünceleri ve hayat görüşleri)... Daha vahim olanı, “Başında kavak yelleri esen politikacı” figürü (genç, deneyimsiz, idealist, ancak gerçeklikten kopuk bir siyasetçi tipi)... Özgürlüğü önceleyen, lâkin karşıt düşünceye saygısı olmayan özel politikacı tiplemesi... Böylesi bir politikacı figürünü nasıl mı tanırız? Çok kolay... “Başında kavak yelleri esen politikacı” figürü; genç yaşta siyasete atılan, idealleri büyük, lâkin gerçekçi olmayan, siyasî tecrübesi az olan, duygusal çıkışlar ve sürekli gaflar yapan, popülist söylemlerle dikkat çeken, tutarlılık gösteremeyen, sık sık fikir değiştiren ve çelişkili açıklamalarda bulunan kişi, ya da kişiler... Bu tip politikacılar, toplumun bir kesimi tarafından umut verici ve yenilikçi olarak görülür; diğer kesimlerce ciddiyetsiz, uçuk ve güvenilmez biri olarak bilinir... Algıların manipüle edilmesiyle, olaylara romantik bir idealizmle yaklaşanbir kısım insanlar, bu figürü ‘sistemi değiştirecek genç lider’ olarak görme yanılgısına ve algı körlüğüne tutulurlar... Aklıselim sahibi olanlar ve eleştirel yaklaşanlar ise, bu figürün politik oyunlara hazır olmayan, toy bir tip olduğunu anlarlar... Sosyal medyada, bu figürler mizah konusu olur; gafları, ani çıkışları ve tutarsız vaatleri sıkça paylaşılır... Bu tür politikacıların etkisi kısa vadede dikkat çekicidir, ancak uzun vadede şişirilen balon çabuk söner... Tutarsızlık nedeniyle güven kaybı yaşanır; siyasi kurumlar içinde dışlanma veya yalnızlaşma görülür; idealizm ile gerçeklik çatışır... Maalesef, yerli ve millî olmayan medya tarafından, ‘başında kavak yelleri esen’ politikacıların öne çıkarılmaya çalışılması son derece vahim...

Kavak yelleri esmeye başladığında insan, rüzgârın yönünü kendi belirlediğini sanır... Hâlbuki rüzgârı yöneten insan değil, rüzgârın kendisi... Kavak yelleri estiğinde yapılan hatalar, verilen yanlış kararlar, kırılan kalpler ve yaşanan pişmanlıklar, insanın olgunlaşma yolculuğunun durak noktaları... ‘Başında kavak yelleri esen’, bedel öder; hayatın denge sanatını öğrenir; heyecanla tedbirli olmayı, idealizmle gerçekçiliği, kalple aklı dengeler... Yaş kemâle gelince, kavak yelleri diner... Yerini daha hafif, daha sessiz rüzgârlara bırakır... Heyecan kaybedilmez, heyecan yönlendirilir... Kavak yelleri; bizi sarsar, savurur ve kendimize doğru taşır...Aslında her birimiz, kendi aklımızı kalbimizin fırtınasında buluruz... Sonuçta, kavak yelleri diner, hatırası kalır... O hatıra, bir şiirde, hikâyede, romanda yaşamaya devam eder... Hepimizin böyle umutlara, anılara, esintilere ihtiyacı var... Hayat bu, bir gün gelir; akan sular durulur... Esen fırtınalar biter... Karşıt olduğumuz her bir şey, daha farklı formata evrilir... Artık itiraz edilebilecek, karşı durulacak bir nokta kalmaz... Falanca bilgeye gitmeye de gerek kalmaz... ‘Ağam paşam’ diyenlerin maskeleri düşer... Akan sular durur, her bir şey, kolayca anlaşılır... Balık da kavağa çıkar... Başucumuzda kavak gibi dikilenler de olur... Zaman filtresinden geçenlerin, kavak gibi boyları olur, kavak gibi büyürlerlâkin gölgeleri olmaz... Kavakta öten kuşun gölgesi olmaz... Kavak yelleri eser geçer, her bir soruna çözüm bulunur... Kavak yelleri belki en masumu... Hatırlamamız gereken söz: “Rüzgâr eken, fırtına biçer...” (Atasözü)... Kötülük yapan, daha büyük kötülüklerle karşılaşır; ne ekersek, onu biçeriz; davranışlarımızın sonucunu er ya da geç görürüz... İyisi mi, “Baskısız tahtayı yel alır, sahipsiz tarlayı sel alır...” ve “Baskısız yongayı el alır, sahipsiz tarlayı sel alır.”sözünü hep hatırda tutalım... Bir işin başındaysak, sorumluluğumuzu yerine getirelim... Zeytin ağacını kesip,çok hızlı büyüyen, bu yüzden kısa sürede hasat edilebilen kavak ağacını dikmeyelim... Aksi takdirde, bir ömür boyu kavak yellerine maruz kalırız...

Nasıl mı üstesinden geliriz her bir problemin? Kavak ağacına çıkıp, gölge arayarak mı? Algı körlüğüne tutulan kavak dikip, gölgesine sığınsa ne yazar... İşin püf noktası, esen yelden nem kapmamak... Gerisi lakırdı... Ne zaman bir rüzgâr hissetsek saçlarımızda,biliriz ki, gençlik hâlâ içimizdedir... Kavak yelleri başımızda değilse bile, kalbimizde eser de eser... Önemli olan, öldükten sonra arkamızda kalıcı eser bırakabilmek; esip gürleyip her bir şeyi kesen hâline dönüşmemek... Kavak yelleri eser... Ya biz? Selam, sevgi ve saygılarımla.