Bir üründe iki etiket nasıl olur? Ürünün üzerindeki ve kasadaki fiyat farklı olursa, olur… Ürünün görünen ve görünmeyen kısmında fiyat farklı olursa, olur… İki etiket olması, asla bir mazeret olamaz… Şu ya da bu şekilde olsun… Bu, tüketicinin güveninin sıfırlanması demek… Kısa vadede kâr amacıyla ya da başka bir maksatla yapılan bu uygulama, asla doğru değil… İlimizde bir ürün (okul çantası) almaya gittiğimde karşılaştığım fiilî bir durum bu, maalesef… Bir üründe iki etiket bulunması, asla hiçbir doğru gerekçeye ve bahaneye dayandırılamaz… Satıcı durumundaki görevlilerin sorumluluğunu yok etmez bu hâl…
Ürünün dışarıdan görünen etiketi ile içerideki gerçek niteliği arasındaki çelişkiyi anlatabilmek, derdimiz olmamalı… Bu; özellikle insan, siyaset, kurum, eğitim ve ahlâk alanlarında son derece hassas bir konu… Bir ürünün dışındaki etiket, bize ürünün ne olduğunu söyler… Ürünün adı, markası, içeriği, miktarı, kalitesi, kullanım amacı ve hatta bazen hangi değerlere sahip olduğu o küçük etiketin üzerine yazılır…Asıl mesele, etiketin ne söylediği değil, ambalajın içinde gerçekten ne bulunduğudur elbette… Ürünün dışındaki etiket ile içindeki gerçek birbirinden farklıysa, ortada yalnızca bir ambalaj sorunu olmaz; güven sorunu olur! Etiket ‘kaliteli’ der, içerik sıradan… Etiket ‘doğal’ der, içerik yapay… Etiket ‘yabancı’ der, içerik ‘yerli’… Etiket ‘sağlıklı’ der, içerik ‘sağlıksız’… Etiket ‘birinci sınıf’ der, ürün ‘ikinci sınıf’… Etiket, doğru bilgilendiren bir araç olmalı; yanıltan bir perde değil…
Bir ürünün dışı ile içi arasındaki fark, aslında hayatın pek çok alanında karşılaştığımız bir durum… İnsanın da etiketi var… Dürüst, erdemli, entelektüel (münevver), vatansever, âdil, uzman, ehil vb. birçok vasıf… İnsanı belirleyen, taşıdığı etiket değil; etiketin altında bulunan karakteri, kişiliği… İnsan, kendini ‘dürüst’ diye tanımlayabilir... Ancak, dürüstlük, insanın kendi üzerine yapıştırdığı bir etiket değil, davranışlarının ortaya koyduğu bir hakikattir… Bir kurum, kaliteli olarak tanıtılabilir… Lâkin kalite, tabelada değil; üretilen işte belli olur… Bir siyasetçi kendisini ‘halkın adamı’ olarak tanımlayabilir… Ancak, bunun gerçek karşılığı seçim meydanındaki sözlerinde değil, gücü eline geçirdiğinde halka nasıl davrandığında ortaya çıkar... Etiket, iddia; içerik ise, ispat… Ambalajın cazibesi, içeriğin gerçeğiyle örtüşmeli… Güzel bir kutu, parlak bir logo, etkileyici bir slogan, güçlü bir reklam ve dikkat çekici bir isim; ürünü olduğundan daha değerli gösterebilir… Görünüşe ve gösterişe önem veren kurumlar da böyle… Hayatın gerçekleri de böyle… Meselâ, ağzı laf yapan, bilgili sanılır… Şık giyinen, kaliteli sanılır… Çok konuşan, yetkin sanılır… Unvanı olan, ehil sanılır… Kalabalığı arkasına alan, haklı sanılır… Slogan üreten, dava sahibi sanılır…
Dershane ve kurum yöneticiliği yapan, eğitim lideri sanılır… Maalesef pek çok kimse, ürünün içeriğine bakmak yerine ambalajına bakarak karar verir... Hâlbuki ambalaj açıldığında, er geç hakikat görünür… En tehlikeli fark, ,içerik ile iddia arasındaki fark… Fark büyüdükçe, mesele vahimleşir… Etiket, içeriği gizlemek için kullanılıyorsa, aldatma söz konusu olur… Bu, insan ilişkilerinde de geçerli… Kendisini dost olarak etiketleyen fakat zor zamanda ortadan kaybolan kişi, dostluk etiketini taşır, ancak dostluğun gereğini yapmaz…
Siyasî hareketlerin, partilerin ve siyasetçilerin de kendilerine ait etiketleri var… Siyasetin etiketi başka, icraatı başka ise, seçmenin dikkat etmesi gereken şey, etiket değil, içerik olmalı… Bir siyasetçinin gerçek etiketi, söylediği değil; yaptığı şey… İktidardayken başka, muhalefetteyken başka konuşuyorsa;ilkeleri çıkarlarına göre değişiyorsa;aynı davranışı dostunda alkışlayıp rakibinde suçluyorsa;adâleti kendisi için başka, başkaları için başka uyguluyorsa;etiket ile içerik arasında bir uyumsuzluk var demektir… Ne yapılmalı, nasıl hareket edilmeli? Etiketin değil, içeriğin hesabı sorulmalı… Bir ürün satın alırken etiketi okunmalı, ancak ürünün içeriğine, üretim koşullarına, son kullanma tarihine, standardına ve güvenilirliğine de bakılmalı… Toplum, insan, kurum ve siyaset değerlendirmesinde de, aynı yöntem uygulanmalı… İsme değil, niteliğe; slogana değil, icraata; etikete değil, içeriğe; ambalaja değil, ürüne bakılmalı… Güzel etiket, kötü ürünü kaliteli yapmaz… Güzel bir unvan, yetersiz insanı ehil yapmaz… Güzel slogan, kötü uygulamayı iyi hâle getirmez...İyi bir imaj, kötü karakteri erdemli kılmaz… Gerçek kalite; içeride, içerikte ve insanın-kurumun-kuruluşun ürünü nasıl sunduğunda… Bir ürünün değerini belirleyen şey, ambalajının güzel olması değil; içeriğinin, etiketinin tek ve gerçek olması, güvenilir ve kaliteli olması… Her bir şey böyle… İnsan da… İnsanın gerçek kalitesi makamında değil, makamda iken gösterdiği tavrında… Parası varken değil, parasızken nasıl davrandığında...Gücü varken değil, güçlüyken güçsüzlere nasıl davrandığında...Övülürken değil, eleştirilirken gösterdiği tepkisinde...Kazandığında değil, kaybettiğinde...Kendisine ihtiyaç duyulurken değil, başkasına ihtiyaç duyduğunda... İnsanın etiketi toplum tarafından görülebilir; lâkin insanın gerçek içeriğini ancak zaman ortaya çıkarır…
Bir ürünün içindeki ve dışındaki etiket farklı ise, tüketici aldatılmış demektir… Kutunun üzerinde yazan şey ile içinden çıkan şey farklı olması, güvenin istismarıdır… Tüketici yanılmasın diye içerik bilgisi gerekir; vatandaş için de aynı şey geçerli… Bilinçli tüketici, yalnızca ambalaja bakmaz… Etiketi okur… İçindekileri inceler… Üreticiyi araştırır… Son kullanma tarihine bakar… Ürünün standardını sorgular… Vatandaşın da siyasî ve sosyal hayatta benzer bir bilinç geliştirmesi gerekir… Bir siyasetçi, yalnızca sloganıyla değil, geçmişiyle değerlendirilmeli… Bir kurum, yalnızca reklamıyla değil, uygulamasıyla değerlendirilmeli...Bir kişi, yalnızca unvanıyla değil, karakteriyle değerlendirmeli...Bir düşünce, yalnızca taraftarlarının sayısıyla değil, doğruluğuyla değerlendirilmeli... Bu, etiket okuryazarlığı… En pahalı ürün her zaman en kaliteli ürün değil… Pahalı olanı kaliteli sanmak, algı körlüğü… Fiyat ile kalite, her zaman aynı şey değil… İnsan ilişkilerinde de makam, servet, şöhret, unvan ve güç birer fiyat etiketi gibi algılanmamalı… Büyük makam sahibi olan biri, her zaman büyükbir insan sanılmamalı… Çok tanınan, önemli bir insan sanılmamalı… Çok konuşan, bilgili sanılmamalı… Çok alkışlanan, haklı sanılmamalı… Çok takip edilen biri, çok değerli sanılmamalı…
Zor olan, ürünün içinde gerçekten ne bulunduğunu anlayabilmek… ‘Etikette ne yazıyor?’dan ziyade, ‘ambalajın içinde gerçekten ne var?’ kısmına odaklanmak lâzım… Ambalaj yenilenebilir, slogan değiştirilebilir, logo değiştirilebilir, isim değiştirilebilir; ancak içerik, er ya da geç kendisini belli eder… Hakikat, ambalajın içinde uzun süre saklanamaz… Etiketi insan yapar; içeriği kalite belirler… Etiket, söz söyler; içerik, davranış gösterir... Etiketi reklam anlatır; içeriği gerçek… Bir ürünün üzerinde iki farklı etiketin olması, bir garabet… Biri dışarıya dönük, parlak, dikkat çekici; diğeri ise içte, daha derin, belki de yalnızca ürünü kullananın fark edebileceği bir işaret… Bu ikilem, aslında toplumsal hayatta kimlik ve temsil sorunu… Dış etiket, ürünün vitrin yüzü… Tüketiciye seslenen, güven telkin eden, cezbeden bir kimlik… İnsan ilişkilerinde bu, toplum önünde sergilenen kimliğe benzer… Sosyal medya profilleri, iş hayatındaki unvanlar… Dış etiket, stratejik bir seçim… Ürünü nasıl göstermek istediğimizin ve ucuz algısını oluşturmanın yansıması…
Liyakatten söz edip kadrolaşmada liyakati değil sadakati esas alan anlayış da bir bakıma iki etiket çelişkisine benzer ahvâl… Bütün mesele, her bir şeyde tek etiket olması… Yanardöner olanlara ve dilli düdüklere ithaf olunur… Selam, sevgi ve saygılarımla.