Uçmak, bir şeyin yerçekimine karşı koyarak havada hareket etmesi… Uçmak; kaldırma kuvveti, yerçekimi, sürtünme ve hava direnci ile ilintili kavram… Kuşlar kanat çırparak havalanır ve havada süzülürler; kemikleri hafif, kasları güçlüdür… Arılar saniyede 200 kez kanatlarını çok hızlı çırparak uçarlar… Uçaklar, aerodinamik kanat yapısı sayesinde kaldırma kuvveti oluşturarak uçar… Helikopterler, dönen pervaneler (rotorlar) sayesinde havada kalır ve yön değiştirir… Drone'lar, küçük pervanelerle havada dengede durur ve uzaktan kontrol edilir… Roketler (uzay araçları), itme kuvvetiyle atmosfer dışına çıkar… Jetpack (sırt roketi, roket çantası), insan sırtına çanta şeklinde monte edilen küçük bir roketle, havada kalmasını sağlayan, olduğu yerden havalanma, ileri-geri, sağa-sola hareket etme özgürlüğü veren hava taşıtı… Paraşüt, yerçekimini yavaşlatır, kontrollü iniş sağlar… Yamaç paraşütü ve planör, hava akımlarından yararlanarak süzülür…
Uçmak, her birimizin hayâli… Kuşlar gibi göğe yükselme arzusu, fiziksel bir özgürlüğün ve ruhsal bir yükselişin de hülyası… Uçmak, sınırları aşmanın, zincirlerden kurtulmanın ve varoluşu genişletmenin gücü… Uçmak, ruhun hafiflemesi… Uçmak; yerçekiminin hükmünden kurtulmak, hayatın bize yüklediklerinden, rutinlerden ve kısıtlamalardan uzaklaşmak… Uçmak; sıkıntıların, kaygıların, pişmanlıkların bıraktığı ağırlıklardan sıyrılıp, daha yüksek bir bilinç seviyesine çıkmak… Uçmak, zincirleri kırmak, kalıpları yıkmak ve kendi rotasını çizebilmek… Uçmak; bireysel gelişim, değişim, gelişim ve hayâl gücü ile ilintili… Uçmak; kariyer basamaklarını aşmak; kimileri içinse yeni bir hayata cesur bir adım atmak… Uçmak; huzur, özgürlük ve risk demek… Yüksekten uçan, düşme tehlikesini göze alır; hayatta cesur kararlar alır ve bilinmeyene adım atar… Bu, kanatsız uçmanın, imkânsız görünen bir şeyi başarmanın azmi olsa gerek… Edebiyatta, resimde ve sinemada uçmak; düşlerin ve içsel yolculukların simgesi… Şiirde uçmak, bazen aşkın coşkusu, bazen de ölüm sonrası ruhun özgürleşmesi… Mitolojide uçmak, kanatlı Hermes’e ve kanatlı at Pegasus’a ait bir beceri… Edebiyatta ‘uçan halı’… Günümüzde uçmak, teknoloji sayesinde rüya olmaktan çıkmış… Elektrikli VTOL araçlar, dikey iniş-kalkış yapan taksiler… Sesten hızlı uçaklar (Concorde, artık kullanım dışı) ve birçok yeni projeler… Elbette uçmadan uçmaya fark var… Önemi olan, ruhumuzun derinliklerinde uçabilmek… Felsefede uçmak; sınırları aşmak ve hakikate yaklaşmak, mevcut durumunu aşarak daha yüksek bir bilinç düzeyine ulaşmak… Platon’un ‘mağara alegorisi’nde, karanlıkta zincirli insanların göğe yükselmesi, aslında zihinsel bir uçuş… Nietzsche’in yaklaşımda uçmak ise, sürü zihniyetinden kurtulup ‘üstinsan’ olma yolculuğu… Uçmak, hem bilginin hem de varoluşsal cesaretin remzi… Uçmak isteyen, düşme riskini göze almadan uçamaz… Psikolojide uçmak, insanın duygusal, zihinsel özgürlüğü ve kendini gerçekleştirmesi… Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst basamak olan kendini gerçekleştirme, bir tür uçuş… Bu; bireyin potansiyelini tam anlamıyla kullanabilmesi, korkularından arınması ve hedeflerine ulaşması… Freud’a göre rüyalarda uçmak, bilinçaltında bastırılmış özgürlük arzularının ifadesi… Jung’a göre uçmak, kişisel dönüşüm ve benlik bütünleşmesi… Çok yükseğe çıkmak, bize yeni ufuklar açar; ancak düşüş ihtimalini de unutmamak lâzım…
Tasavvufta ‘uçmak’, Allah’a yaklaşması, dünyevî bağlardan kurtulması, nefsin zincirlerinden kurtulup hakikate doğru yükselmesi ve ilâhî bir huzura kavuşması… Bu; Yunus Emre’nin “Beni bende demen, bende değilim… Bir ben vardır bende, benden içeri…” deyip, maneviyatta yükselmesi… Uçuşun zirve noktası ‘Miraç ve İsrâ’ hadisesi... Miraç ve İsrâ hadisesi, birkaç dakikada binlerce sene mesafeyi kat etmek hâdisesi… Bu, aklen muhal mi (olması, gerçekleşmesi imkânsız mı)? Bu, zamanın izafî/göreceli olduğunun bir kanıtı mı? Hiçbir şey, imkânsız değil… Zaman birimlerinin birbiri içinde olması, iki farklı yerde iki farklı zamanın akması mümkün… Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kısa bir süre içinde, yatağı bile soğumadan bütün ahiret âlemlerini gezip geri dönmesi başka nasıl algılanabilir? Burak ve Refref’e binip Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya gidişi ve oradan da göklere çıkışı, âlemleri ve melekleri görmesi, Rab huzuruna çıkıp Rabb’in cemaliyle ve sohbetiyle müşerref olması ve geri dönmesi… Bu, zamanda yolculuk… Bu, zamanın ve mekânın dürüldüğü nokta… İbn Firnas, 875 yılında Endülüs'te uçuş girişiminde bulunmuş… Kuşların anatomisini inceleyerek ahşap bir iskelet üzerine kuş tüyleriyle kaplı kanatlar yapan İbn Firnas, bu kanatları sırtına takarak yüksek bir yerden atlamış; bu, paraşütün/planör uçuşun ilk bilinen ilkel versiyonu olarak kabul edilmiş… İsmail bin Hammâd el-Cevherî, uçuş üzerine teorik çalışmalar yapan ilk Türk bilgini… Kuşların kanat mekanizmalarını detaylı bir şekilde incelemiş ve kendi tasarladığı kanatlarla bir uçuş denemesi yapmış; deneme, onun ölümüyle sonuçlanmış… Osmanlı İmparatorluğu'nda 17. yüzyılda yaşamış olan Hezarfen Ahmed Çelebi, Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sinde anlatılanlara göre, kuşkanatlarından ilham alarak kendi tasarladığı kanatları takarak 1632 yılında Galata Kulesi'nden atlamış; rüzgârın etkisiyle Boğaz'ı aşarak Üsküdar'da Doğancılar Meydanı'na inmiş ve bu başarısıyla Sultan IV. Murad'dan ödül almış… Hezarfen Ahmed Çelebi ile aynı dönemde yaşamış olan Lagari Hasan Çelebi, barutla çalışan bir roketle dikey olarak yükselerek uçmayı denemiş; IV. Murad'ın kızının doğum günü şenliklerinde, 50 okka barut macunu bulunan yedi kollu bir fişekle Sarayburnu'ndan havalanmış ve başarılı bir şekilde denize iniş yapmış… Wright Kardeşler, 1903’de, motorlu ilk uçuşu gerçekleştirmiş… Leonardo da Vinci, kuşkanatlarına benzer Ornitopter tasarımları yapmış… Montgolfier kardeşler, 1783’te sıcak hava balonuyla uçmuş… Sonrasında, günümüzde uzaya yapılan uçuşlar noktasına gelinmiş…
Uçmayı, farklı ve derin anlamlarıyla dillendiren unutulmaz sözler: “Gerçek özgürlük, insanın kendi içsel potansiyelini keşfetmesi ve bu potansiyeli gerçekleştirmesidir.” (İbn Arabi)… “İnsan, aklını kullanarak hayvanlardan ayrılır ve gerçek mutluluğa ulaşır.” (Farabi)… “Düşünce, insanı cennete uçuracak bir kanattır.” (Gazali)… “Uçmak için kanatlara ihtiyacın yok; kalbinin derinliklerinde özgürlüğü bul.” (Mevlana Celaleddin Rumi)… “Gerçek bilgi, insanı özgürleştirir ve onu yüksek hedeflere yönlendirir.” (İbn Sina)… “Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere… Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere…” (Necip Fazıl Kısakürek)… “Uçmak bilmeyenler, yükselenleri küçülür görür.” (Özdemir Asaf)… “Uçmak için kuş olmak gerekmiyor, küçük sevinçler olsun yeter.” (Cemal Süreya)… “Kalıyoruz; kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.” (Can Yücel)… “Kafeste doğan kuşlar, uçmayı hastalık sanırlar.” (Alejandro Jodorowsky)… “Uçmak için kanatlarım varken niye yürümek için ayaklar isteyeyim ki?” (Rauda Jamis)… “Engelleri yollarınızı tıkayan şeyler olarak görmeyin. Onları size uçmayı öğretecek fırsatlar olarak görün.” (Peyami Safa)… “Uçmayı öğretemediğinize düşmesini öğretin.” (Nietzsche)… “Göğe ulaşıp yanıma kadar gelmek mi istiyorsun? Uçmak için iki kanadını birden kullan: biri disiplin, öbürü merhamet.” (Paulo Coelho)… “Kuşlar gibi havada uçmayı öğrendik, balık gibi denizde yüzmeyi ama hâlâ şu basit kardeş gibi yaşama sanatını öğrenemedik.” (Martin Luther King)… “Cehalet Tanrı’nın laneti olduğuna göre, bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlardır.” (Shakespeare)…
Uçtuuçtu, kuş uçtu… Başka ne uçtu, ne uçmadı? Çocukluğumuz, masumiyetimiz, hayallerimiz, güzel niyetlerimiz uçtu… Geriye elimizde elmaşekerinin sapı kaldı… Uçup da süzülemedik, sonunda hep acı düşüşler yaşadık… Bilemedik, en büyük uçuşların bedenimizle değil, zihnimizle ve kalbimizle yapıldığını… Ortalıkta o kadar çok uçuşan dilli düdüklere ait sözler varken, uçmak neyimize bizim? Sindirilmiş düşüncelerimiz uçuşa geçmeden, hep iç dünyamızda mahkûm kalmaya mecburuz… Öğrenmemiz gereken o kadar çok gerçek varken… Hele bir maskeler düşsün sahte kahramanların yüzünden… İşte o zaman uçuşa gececiğiz… Yeter ki, dikleşmeden dik duralım, tek yürek olalım, hep birlikte güçlü Türkiye olalım… Selam, sevgi ve saygılarımla.
