Davranış eğitimi olmayınca ortaya çıkan durum, azgınlık... Azgınlık, taşkın bir nehir misâli... Azgınlık, bir duygu ya da davranış olmasının ötesinde insanın iç dünyasına, toplumsal yapıya ve hatta tarihin akışına dair dezenformasyon hâli... Azgınlık, sınır tanımayan davranış bozukluğu... Nehir, normal şartlarda akışı düzenli olan, çevresine hayat veren, toprağı besleyen, insanlara yön gösteren hareket hâlindeki su... Nehir, akışı arttığında, azgınlaştığında, beslediği toprağı yok eder... İnsanın azgınlık hâli de böyle... Ölçülü olduğunda bir enerji; kontrolsüz hâle geldiğinde hem bireyi hem çevresini tahrip eder... Azgınlık, içsel bir taşkınlık; insanın nefsinin kabarması, böbürlenmesi... Azgınlık; dışarıda öfke, içeride kibir olarak belirir... Her bir şeyin bir hududu var... Hudut, insana sınır çizen değil; onu koruyan çizgi, ölçü... Var olan her şey, ölçüyle işler... Güneş ne fazla doğar ne eksik batar; su ne fazla akar ne eksik durur... Her şey, kendi ölçüsünde denge içinde varlığını sürdürür... İnsan olarak görevimiz, tabiattaki bu dengeye uyum sağlamak... İnsan olmanın ve insan kalmanın gizemli gücü, irade... İrade sahibi oluşumuz, ölçüyü aşmak ya da ölçüye uymak şeklinde ortaya çıkar... Kararlarımıza ve yaptıklarımıza göre ederimiz var... Bu, edeple ve terbiyeyle ve ölçüye riayet etmekle ilgili hâl... Ölçüsüzlüğün sonu, hüsran... Ölçüyü aşan birey ve toplum ifsat olur... Tarih, güç zehirlenmesi illetine tutulan imparatorlukların, kibirli yöneticilerin, hırsına yenik düşen insanın ibretlik hikâyeleriyle dolu... Her azgınlık, bir çöküşün habercisi...
Doğadakiazgınlıklar; azgın dalgalar, şiddetli fırtına, kasırga, sel taşkını, volkan patlaması, çığ vb. âfat... İnsandavranışındakiazgınlıklar; öfke patlaması, kontrolsüz şiddet, aşırı hırs, taşkın eğlence veya coşku, tutkunun aşırıya kaçması vb. davranış bozuklukları... Duygusal azgınlıklar; azgın ihtiras, azgın nefret, azgın kıskançlık, azgın arzu, azgın gurur vb. his... Psikolojik açıdan azgınlık, bastırılmış arzuların, doyurulmamış isteklerin ve kontrol edilmemiş dürtülerin yüzeye çıkması... Azgın olan, arzularını yönetmek yerine onların akışına kapılır... Bu durum çoğu zaman kısa vadeli haz, uzun vadeli zarar üretir... Taşkınlığın kaynağı; ilkel, sınırsız ve anında tatmin isteyen nefis... Nefis, akıl ve vicdanla dengelenmeli; yoksa insan kendi içinde bir taşkınlığa sürüklenir. Azgınlık, özgürlük değil; esarettir... Azgın olan, kendini değil, dürtülerine göre hareket eder...
Toplumsal anlamda azgınlık, gücün denetlenmediği durum... Bu; sınırsız iktidarın, kontrolsüz zenginliğin veya ölçüsüz ideolojilerin yıkımlara yol açması... Azgınlık olunca, bireysel olmaktan çıkar, kolektif bir felakete dönüşür... Savaşlar, zulümler, adâletsizlikler; hep taşkınlığın sonucu ortaya çıkar... Azgınlık, bireyin ve toplumun davranış bozukluğunun göstergesi... Felsefî olarak azgınlık, ‘ölçü’ kavramının zıddı... Aristoteles, erdemi iki uç arasında bir denge olarak tanımlamış... Cesaret, korkaklık ile delice atılganlık arasında bir denge... Azgınlık, bu dengeyi bozan uç nokta... İnsan, ölçüyü kaybettiğinde, aslında kendini kaybeder... Azgınlık dışarıdan gelen bir felâket değil, içeriden yükselen bir dalga... Birey, kendi taşkınlığının hem kaynağı hem mağduru... Çözüm dışarıda değil, iç dengede aranmalı... İnsanın kendisini tanıması, sınırlarını bilmesi, arzularını yönetmesi; nehrin yatağını koruyup akması gibidir... Bu ise, davranış eğitimiyle mümkün... Kadim medeniyetimizde bunun adı; edep-terbiye-ahlâk-ilim-irfan-izan-idrak, adab-ı muaşeret... Azgınlık, sınırların unutulması... Unutulan her sınır, sonunda bir yıkıma sebep...
Azgınlık, disiplinler içinde ve disiplinler arasında sadece bir taşkınlık değil, aynı zamanda sınır ihlali, ölçü kaybı ve kontrolsüz genişleme... Disiplinlerin içinde azgınlık; her disiplinin kendi kurallarının, yöntemlerinin ve sınırlarının yıkılması... Siyasette azgınlık, gücün denetlenmediği yerde ortaya çıkan baskı ve kaos ortamı... Siyasî gücü elinde tutanların sınır tanımaması, hukukun araçsallaşması ve otoritenin ölçüsüzleşmesi... Bu tür azgınlık, sadece siyasîleri değil, toplumun tamamını etkiler... Ekonomide azgınlık; piyasalarda kontrolsüz büyüme hırsı, spekülasyon ve etik dışı kazanç arayışı... Finansal balonlar, krizler ve ani çöküşler gibi... Sanatta azgınlık; eser oluşturmayı besleyen bir sınır aşımı ve ölçüyü yok eden bir aşırılık... Sanat, azgınlık ile disiplin arasındaki ince çizgide gizemli... Disiplinler arasında azgınlık, alan ihlali (disipliner taşkınlık) ve sınırların eriyişi (disiplinler arası kaos)... Alan ihlali (disipliner taşkınlık), bir disiplinin kendi yöntemlerini başka alanlara zorla uygulaması...
Ekonomik mantığın insan ilişkilerini belirlemesi... Teknolojik bakış açısının etik sınırları yok sayması... Bu, her disiplinin her şeyi kendi diliyle açıklama iddiası... Sınırların eriyişi (disiplinler arasıkaos), sınırların tamamen ortadan kalkması ve yöntemsel belirsizliğin ortaya çıkması... Kavramların bulanıklaşması, ölçütlerin kaybolması... Bilginin yüzeyselleşmesi... Bu; derinlik kaybı, bir tür azgınlık... Azgınlığın ortak özelliği, ölçü kaybı... Azgınlığın panzehri, itidalli (dengeli) davranmak ve disiplinli olmak... Azgınlık; sınırı reddeder, sürekliliği bozar, kısa vadeli güç üretir ancak uzun vadeli yıkım getirir... Disiplin ise; sınır koyar, yöntem üretir, sürekliliği sağlar... Disiplinler içindeki ve arasındaki azgınlık, bizi daha derin düşünmeye sevk etmeli... Sınır nerede başlamalı ve nerede bitmeli? diye...Çok katı sınırlar gelişimi engeller; sınırların tamamen ortadan kalkması da kaos üretir... İdealolan; ne tamamen kapalı bir disiplin, ne de tamamen dağılmış bir yapı... Kontrollü geçişlere izin veren, özünü koruyan bir denge... Azgınlık, disiplinlerde düzeni bozan; disiplinler arasında ise, anlamı bulanıklaştıran güç... Azgınlık vb. ahvâl ile ilgili söylenen bazı sözler: “Azgınlık, insanın içindeki en derin tutkuların bir ifadesidir.” (Friedrich Nietzsche)... “İnsanlar, içlerindeki azgınlığı bastırdıkça daha fazla acı çekerler.” (Oscar Wilde)... “Özgürleşmek, azgınlığın ve tutkunun kucaklanmasıdır.” (Maya Angelou)... “Azgınlık, hayatın gerçek yüzünü görmektir; herkesin sakladığı bir sırdır.” (Charles Bukowski)...
Kadim medeniyetimizde ‘azgınlık’; nefs, şehvet, hevâ (nefsin boş ve faydasız isteklerine uyma) ve tuğyan (haddi aşma)... İnsanın içsel arzularının kontrolsüz kalması, bireysel ahlâkın çöküşü ve toplumsal huzursuzluk... İmam Gazali; azgınlığı kalbin hastalanması ve hayvanî sıfatların insana galip gelmesi olarak nitelendirmiş: “Şehvetin (azgınlığın) dizginini elinden kaçıran, kendi celladına yardım etmiş olur.”... İmam Gazali; insan ruhunun bir süvari, nefsin ise huysuz bir at olduğunu, eğer süvarinin (akıl ve din) atı dizginleyemezse, ‘at’ın onu uçuruma sürükleyeceğini ve azgınlığı bitirmenin yolunun ‘riyazet’ (nefsi mahrumiyetle eğitmek) olduğunu söylemiş... Mevlana Celaleddin Rumi; azgınlığı ve kontrolsüz arzuları yakıcı ateşe ve oduna benzetmiş: “Nefis ejderhası ölmez, sadece uyur. Onu şehvet güneşiyle ısıtma ki uyanıp seni yutmasın... Azgınlık, ruhun derinliklerinde yatan bir ateştir; onu kontrol edemezsen, seni yakar.”... Mevlana Celaleddin-i Rumi; azgınlığın, insandaki manevî cevheri örten bir perde olduğunu, insanın, içindeki bu firavunlaşma eğilimini ancak aşk ve ilahî nur ile terbiye edilebileceğini ifade etmiş...
Endülüslü düşünür İbn Hazm, psikolojik açıdan azgınlığın insan hürriyetini kısıtladığını dile getirmiş: “Akıllı adam, geçici bir lezzet için ebedi bir huzuru feda etmez. Azgınlık, aklın kısa süreliğine tatile çıkmasıdır.”... İbn Hazm; kişinin, arzularına köle olduğu an özgürlüğünü kaybedeceğini ve gerçek hükümdarlığın, kişinin kendi dürtülerine hükmedebilmesi olduğunu dillendirmiş... İbn Kayyim el-Cevziyye; azgınlığın kalbi katılaştırdığını ve insanı manevî gerçeklere karşı kör ettiğini belirtmiş: “Günahlar (azgınlıklar) kalbi yaralar; yara derinleşirse kalp ölür. Ölü bir kalp ise artık acıyı hissetmez.”... Yunus Emre, azgınlığı benlik davası olarak açıklamış: “Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san... Dört kitabın manası budur eğer var ise.”... Kadim medeniyetimizde, hülasa, azgınlık; insanın kendi fıtratına yabancılaşması olarak tarif edilmiş ve çözümünün ise “Kendini bilen, Rabbini bilir.” düsturuyla içselleştirilmiş...
Azgınlıkveisraf, aşırılık (ifrat)... Azgınlık, kişinin helal-haram sınırlarını zorlaması, nefsinin isteklerini ilahî kuralların önüne koyması... Azgınlık, kibirden kaynaklanan başkaldırı... İsraf; gereksiz yere harcama, savurganlık, ölçüyü kaçırma, malı, zamanı, yetenekleri veya nimetleri aşırı kullanmak, haddi aşmak... “Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf, 31)... “Onlar (İrem halkı) memleketlerde azgınlık ettiler (tuğyan) ve orada fesadı çoğalttılar (israf)” (Fecr, 8-12)... Selam, sevgi ve saygılarımla.