Maşallah (Arapça, mā -ne, şāˀa -istedi/diledi ve Allāh sözcüklerinin birleşimi -Allah ne isterse /Allah'ın dilediği/ Allah'ın dilediği gibi); beğenilen veya hayranlık uyandıran bir durum karşısında hayranlık, nazar değmemesi temennisi ve şaşkınlık ifadesi... ‘Maşallah’ ifadesinin geçtiği ayetler: “Bağına girdiğin zaman, ‘Maşallah, Allah’tan başka kuvvet yoktur’ demen gerekmez miydi?”(Kehf, 39)... “İnşallah (Allah dilerse)” (Kehf, 23-24)...“De ki: Allah’ın dilediği hariç, kendime ne bir zarar, ne de bir fayda vermeye gücüm yeter...” (A'râf, 188)... “De ki: Allah’ın dilediği hariç, kendi kendime ne bir faydaya ne de bir zarara sahip değilim...” (Yûnus, 49)... “(Ancak) Allah’ın dilediği hariç...”(A'lâ, 7)... ‘Maşallah’; bir nimet görüldüğünde, beğenilen bir durumda ve hayret edilecek bir olay karşısında Allah’ın gücünü hatırlamak ve şükretmek amacıyla söylenir... ‘Maşallah’, “Lâ kuvvete illâ billâh.” (Allah'tan başka kuvvet sahibi yoktur.) ifadesiyle birlikte kullanılır...

‘41’ sayısı, kültürümüze sembolik bir anlam taşır... ‘40’ sayısı, tamamlanmışlık, olgunluk, kemâle erme anlamında... Kadim medeniyetimizde kırk (40) sayısı, günlük hayatta çokça kullanılan bir sayı imiş... İçinde kırk sayısı geçen isim ve deyimlerin bazıları: Kırkpınar, kırk haramiler, kırk-ikindi yağmurları, kırk dereden su getirmek, kırk bir kere maşallah, kırk ev kedisi, kırk para, kırk yılın başı, kırk yılda bir, kırk yıllık dost... Kırk haramiler... Kırklar meclisi... Kırk katır mı-kırk satır mı? Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının olması... Kırk sayısının özel ve uğurlu bir sayı olduğuna, bazı tabiat varlıklarını temsil ettiğine çok eski çağlardan beri inanılmış... Kırk sayısının, dinde, matematikte, astronomide, astrolojide, edebiyat ve tasavvufta farklı anlamlan var... Kırk sayısı eski Mısırlılarda gök varlıklarının kendi yörüngeleri üzerindeki dönüm sürelerini gösterirmiş... Tevrat'ta da insanın yaş dönemlerini belirtirmiş... Muhtemelen ‘kırkından sonra azmak’ veya ‘kırkından sonra saz çalmak’ deyimleri de buradan kaynaklanmış... Eski doğu ülkelerinde, Hindistan’da ve Türklerde, kırk sayısı oldukça önemli imiş... İnsanın 40 yaşında olgunlaşması, bir gerçek...Hz. Muhammed’e 40 yaşında peygamberlik verilmesi, İslam dininin doğuşu sırasında ona ilk bağlananların kırk kişi olması, kadınlarda hamileliğin 40 hafta sürmesi... İnsanın malının kırkta birini zekât olarak vermesi... Nuh tufanının 40 gün süren yağmurlardan sonra olması... Yaratan’ın Hz. Âdem’in çamurunu 40 gün yoğurduğu rivayeti...

Dünyanın sonu yaklaştığında Mehdi’nin kıyametten önce 40 yaşında ortaya çıkacağına ve kırk yıl yeryüzünde kalacağına inanılması... Doğum yapmış kadınların çocukları ve ölüler için doğumdan ve ölümden sonra, 40 gün geçmesi daha sonra şerbet ve lokma dağıtılması ile ‘kırkı çıkmak’ deyiminin kullanılması... ‘+1’ sayısı, bereket, fazlalık, uğur mânâsında eklenir... ‘41 kere maşallah’ ifadesi, hem koruyucu hem de uğurlu kabul edilir... Osmanlı döneminden itibaren halk arasında yaygınlaşmış, özellikle çocukları, güzellikleri veya başarıları nazardan korumak için söylenmeye başlanmış... Hâlâ halk arasında çocuk doğumlarında, güzellik veya başarı karşısında nazardan korunmak için söylenmeye devam edilmekte... Kadim medeniyetimizde ‘maşallah’, ’41 kere maşallah’ vb. ifadeler; nazar (göz değmesi)inancına dayanmakta... Güzel bir şey görüldüğünde, hayranlık duyulduğunda hep ‘maşallah’ denmiş... Maşallah; estetik bir beğeni ifadesi, inanç temelli bir teslimiyet ve sosyal bir nezaket biçimi... ‘Maşallah’, “bu güzellik benim değil, benim kontrolümde de değil; daha büyük bir iradenin eseri.” demek... Maşallah; insanı kibirden uzaklaştırır,şükre yaklaştırırve varlık karşısında Hakk’a iman duygusunu canlı tutar... ‘Kırk bir kere maşallah’, güçlü bir beğeni, hayranlık ve aynı zamanda koruma dileğini pekiştiren geleneksel bir söylem... Maşallah, Allah’ın dilediği gibi... Kırk bir kere, abartılı bir tekrar vurgusu...

Bu yüzden ‘kırk bir kere maşallah’, bu güzellik, bu başarı o kadar tam ve yerinde ki, “ona güçlü bir hayranlıkla birlikte nazardan da koruma diliyorum.” demenin en kestirme yolu... Meselâ; çok çalışkan bir çocuk, kırk bir kere maşallah!Büyük bir başarı, kırk bir kere maşallah, helal olsun... Ne güzel bir çini tabak, ne ince işçilik, kırk bir kere maşallah! ‘Kırk bir kere maşallah’, insanın içine düştüğü hayranlığı ve nazar etme endişesini yansıtan duygu yoğunluğudur bir bakıma... Hem hayran oluruz, hem bu hayranlığın zarar verebileceğinden çekiniriz... Bu, sadece bir övgü değil; aynı zamanda bir denge kurma çabasıdır... Görmek ile korumak, beğenmek ile sakınmak arasında kurulan ince bir çizgidir bu... ‘Maşallah’, nimeti, güzelliği Allah’a nispet etmek için söylenir. Nazar endişesiyle dua niyetiyle söylenmesi meşrudur... ‘41 Kere Maşallah’denmesi şart değil... 41 sayısının dinen özel, farz, sünnet olduğuna inanılmıyorsa, elbette bidat değil... Örf, alışkanlık, temenni olarak söyleniyor olması, kültürel bir davranış olarak düşünülebilir... Masaya vurup “Tü Tü Maşallah” denmesi de böyle... Bu davranış, sünnet değil, dinî bir ibadet değil, sevap kazandıran özel bir amel değil... Yalnızca nazar defetme niyetiyle yapılan bir kültürel refleks... Yine de içinde şirk, batıl itikat, uğursuzluk inancı olmamasına dikkat etmek lâzım... En güzeli ve en doğrusu; sadece dua etmek, “Maşallah, bârekallah” demek, nazar için Felak–Nâs surelerini okumak...

Herhangi bir sayıya kutsallık yüklemek, tehlikeli... Bu, hurafeye kapı aralayan hâl...Önemli olan içtenlikle bir kere ya da daha fazla ‘maşallah’ diyebilmek... Sayı dayatmasını dinin emri gibi sunmak, son derece yanlış ve sakıncalı... Bidat, sayıda değil; sayıya kutsiyet yüklemede ve buna körü körüne inanmada... Bidatı ve hurafeyi hayatımızdan çıkarmadıkça, duanın tesiri olmaz... Duanın dua olabilmesi ise, ‘maşallah’ ile mümkün...Maşallah, duaya açılan ilk kapı... Dua, statünün tek bir çizgide buluştuğu, insan olabilme ve insan kalabilme, sözel ve eylemsel arınma, özümüzü sorgulama süreci... İsteklerin egoya (nefse) endekslenmesiyle dillendirilen hiçbir söz ve eylem dua olamaz... Bir cümlede ifade edilebilecek sözlerin sadece bozuk plak gibi tekrarı ile söylenen sözler, asla dua olamaz... Üstünü örtüp, birilerine hoş görünmek derdiyle dertlerin terennüm edilmesi, klişe laflar söylenmesi dua olamaz... Dua; iyilikleri ve doğru olan her bir şeyi yok etmek amacıyla yapılamaz... Dua, yerinde, zamanında ve doğru edildiğinde ve gereği için eyleme geçildiğinde, yürekler teskin olur; dua kabul olduğunda zihinler, işlevsel çalışır... Dua, sadece avuçların açılması değil... Dua; yapılan her bir doğru söz, doğru iş, doğru karar... Dua... Yüzün gülmesi, güzel söz, içtenlik, lokmanın paylaşılması, âdil olunması, sömürüye ve zulme karşı çıkılması... Dua; kalbin kırılan yanlarına iyi gelen tek ilaç... Duayla, yüreğe rahmetten bir damla düşer... Duayla, maksadını aşan isteklere dur denilir... Duayla, üçüncü göz aktif hâle gelir... “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki o, haddi aşanları sevmez. ... Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”( A’râf Suresi 55-56)... Maşallah duanın sırrına erebilenlere...

‘İnşallah’; yapılacak her işin ilâhî irade ve izne bağlı olarak gerçekleşebileceğini belirtmek amacıyla işin öncesinde söylenmesi gereken bir söz... ‘Maşallah’; bir tür dua ve takdir ifadesi... Allah’ın dilediği anlamına gelen söz... Beğenilen bir şey karşısında nazardan korunması, bereketlenmesi maksadıyla söylenen dua... Allah'ın iradesine ve takdirine teşekkür edilmesi... Dilimize giren nezaket dışı söylemlerden vazgeçmeden, davranış eğitiminde istenilen doğru hedefe ulaşılamaz... ‘Oh my God’, normal kabul gören bir ifade... Anlamı, ‘aman YaRabbi/Allah’... Bütün mesele özümüze dönebilmek... 41 kere maşallah öz değerleriyle hemhâl olanlara... 41 kere maşallah aklını gönlünü kiraya vermeyenlere... Selam, sevgi ve saygılarımla.